<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Salak Kız Nasıl Tavlanır?</title>
	<atom:link href="http://www.sknt.org/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sknt.org</link>
	<description>Kız Tavlamanın En Kolay ve En Eğlenceli Yolu</description>
	<lastBuildDate>Sun, 31 Oct 2010 08:28:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Farmville yüzünden bebeğini öldürdü</title>
		<link>http://www.sknt.org/bir-derdim-var/farmville-yuzunden-bebegini-oldurdu</link>
		<comments>http://www.sknt.org/bir-derdim-var/farmville-yuzunden-bebegini-oldurdu#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Oct 2010 08:26:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin Abi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Derdim Var Dağlar Kadar]]></category>
		<category><![CDATA[Abd]]></category>
		<category><![CDATA[Alexandra]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Facebook]]></category>
		<category><![CDATA[Hapis]]></category>
		<category><![CDATA[Kalana]]></category>
		<category><![CDATA[Karar]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Sakin]]></category>
		<category><![CDATA[Sigara]]></category>
		<category><![CDATA[Taki]]></category>
		<category><![CDATA[Tobias]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sknt.org/?p=71</guid>
		<description><![CDATA[ABD’nin Florida Eyaleti’nin Jacksonville kentinde, Alexandra Tobias (22) adlı anne, Facebook’taki Farmville adlı oyunu oynarken kendisini rahatsız eden 3 aylık oğlunu öldürdü. İkinci derecede cinayetten tutuklanan Tobias’ın, önce Farmville oynamasını engelleyecek kadar ağlayan çocuğunu sarstığı, sakin bir şekilde sigara içtikten sonra da susmayan oğlunu cansız kalana kadar sarsmaya devam ettiği ortaya çıktı. 50 YIL YATABİLİR [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="postresim alignleft" style="margin-left: 4px; margin-right: 4px;" src="/wp-content/uploads/farmville-yuzunden-bebegini-oldurdu-082624.jpg" alt="Farmville yüzünden bebeğini öldürdü" width="180" height="184" />ABD’nin Florida Eyaleti’nin Jacksonville kentinde, Alexandra Tobias  (22) adlı anne, Facebook’taki Farmville adlı oyunu oynarken kendisini  rahatsız eden 3 aylık oğlunu öldürdü. İkinci derecede cinayetten  tutuklanan Tobias’ın, önce Farmville oynamasını engelleyecek kadar  ağlayan çocuğunu sarstığı, sakin bir şekilde sigara içtikten sonra da  susmayan oğlunu cansız kalana kadar sarsmaya devam ettiği ortaya çıktı.</p>
<p><strong>50 YIL YATABİLİR</strong></p>
<p>Türkiye’de de çok sayıda kullanıcısı olan ve insanların  kendi sanal çiftliklerini kurarak ekip biçtikleri Farmville’i dünya  genelinde yaklaşık 70 milyon kişi oynuyor. Oyunda zamanında toplanmayan  meyve ve sebzeler kuruyor. Şimdi genç kadını 50 yıla kadar hapis cezası  bekliyor. Karar aralık ayında verilecek.</p>
<p>GAZETE HABERTÜRK</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sknt.org/bir-derdim-var/farmville-yuzunden-bebegini-oldurdu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kocasını şeytan sandı çocuklarıyla camdan atladı!</title>
		<link>http://www.sknt.org/bir-derdim-var/kocasini-seytan-sandi-cocuklariyla-camdan-atladi</link>
		<comments>http://www.sknt.org/bir-derdim-var/kocasini-seytan-sandi-cocuklariyla-camdan-atladi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Oct 2010 10:08:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin Abi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Derdim Var Dağlar Kadar]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[Camdan]]></category>
		<category><![CDATA[Katta]]></category>
		<category><![CDATA[Paris]]></category>
		<category><![CDATA[Sabah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sknt.org/?p=67</guid>
		<description><![CDATA[Fransa’nın başkenti Paris’de üçüncü katta yaşayan 12 kişilik bir aile evin resini Şeytan zannedince, panik ve korkuyla camdan atladı, dört aylık bebek hayatını kaybetti. Sabah kalktığında kocasını çıplak bir şekilde salona girerken gören kadın, şeytan gördüğünü zanetti ve kocasını bıçaklayarak camdan itti. Adamın yaralanmasına rağmen tekrar yukarı çıkması üzerine çığlıklar atan kadın tüm ailenin paniğe [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="postresim alignleft" style="margin-left: 4px; margin-right: 4px;" src="/wp-content/uploads/kocasini-seytan-sandi-cocuklariyla-camdan-atladi-100746.jpg" alt="Kocasını şeytan sandı çocuklarıyla camdan atladı!" width="219" height="225" /> Fransa’nın başkenti Paris’de üçüncü katta yaşayan 12 kişilik bir aile evin resini Şeytan zannedince, panik ve korkuyla camdan atladı, dört aylık bebek hayatını kaybetti.</p>
<p>Sabah kalktığında kocasını çıplak bir şekilde salona girerken gören kadın, şeytan gördüğünü zanetti ve kocasını bıçaklayarak camdan itti. </p>
<p>Adamın yaralanmasına rağmen tekrar yukarı çıkması üzerine çığlıklar atan kadın tüm ailenin paniğe kapılmasına neden oldu. 12 kişilik ailenin küçük çocuklarını kucaklarına alarak camdan atlaması sonucunda dört aylık bir bebek öldü, 2 yaşındaki bir çocuk ise ağır yaralandı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sknt.org/bir-derdim-var/kocasini-seytan-sandi-cocuklariyla-camdan-atladi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pornocu genç kız 2 bin dolar için 32 bin dolardan oldu!</title>
		<link>http://www.sknt.org/bir-derdim-var/pornocu-genc-kiz-2-bin-dolar-icin-32-bin-dolardan-oldu</link>
		<comments>http://www.sknt.org/bir-derdim-var/pornocu-genc-kiz-2-bin-dolar-icin-32-bin-dolardan-oldu#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Oct 2010 13:40:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin Abi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Derdim Var Dağlar Kadar]]></category>
		<category><![CDATA[Abd]]></category>
		<category><![CDATA[Casting Couch]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel]]></category>
		<category><![CDATA[Deki]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Dolar]]></category>
		<category><![CDATA[Nde]]></category>
		<category><![CDATA[Porno Film]]></category>
		<category><![CDATA[Porno Sitesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sknt.org/?p=63</guid>
		<description><![CDATA[ABD’deki Arizona Devlet Üniversitesi’nde burslu olarak eğitim gören Elizabeth Hawkenson, porno film seçmeleri için kaydettiği cinsel içerikli videoda 18 yaşından büyük olduğunu kanıtlamak için okul kimliğini gösterince okul bursundan oldu. Deneme çekimlerini gerçekleştiren Backroom Casting Couch adlı porno sitesi, 19 yaşındaki kızın görüntülerini reklam amaçlı olarak sitenin şifresiz bölümünde kullanınca, bu görüntülerde okullarının logosunu tanıyan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="postresim alignleft" style="margin-left: 4px; margin-right: 4px;" src="/wp-content/uploads/pornocu-genc-kiz-2-bin-dolar-icin-32-bin-dolardan-oldu-133935.jpg" alt="Pornocu genç kız 2 bin dolar için 32 bin dolardan oldu! " width="175" height="180" /></p>
<p>ABD’deki Arizona Devlet Üniversitesi’nde burslu olarak eğitim gören Elizabeth Hawkenson, porno film seçmeleri için kaydettiği cinsel içerikli videoda 18 yaşından büyük olduğunu kanıtlamak için okul kimliğini gösterince okul bursundan oldu.</p>
<p>Deneme çekimlerini gerçekleştiren Backroom Casting Couch adlı porno sitesi, 19 yaşındaki kızın görüntülerini reklam amaçlı olarak sitenin şifresiz bölümünde kullanınca, bu görüntülerde okullarının logosunu tanıyan mezunlar okula şikâyette bulundu. Bu görüntüler karşılığında 2 bin dolar kazanan Hawkenson, üniversiteden aldığı 32 bin dolarlık bursu ise kaybetti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sknt.org/bir-derdim-var/pornocu-genc-kiz-2-bin-dolar-icin-32-bin-dolardan-oldu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkekle Şaka Olmaz</title>
		<link>http://www.sknt.org/video/erkekle-saka-olmaz</link>
		<comments>http://www.sknt.org/video/erkekle-saka-olmaz#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jan 2009 18:07:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin Abi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Videolar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sknt.org/?p=50</guid>
		<description><![CDATA[Kadınlar her konuda erkeklerle yarışmaya bayılırlar&#8230; Ama nereye kadar?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Kadınlar her konuda erkeklerle yarışmaya bayılırlar&#8230; Ama nereye kadar?</p>
<p align="center"><embed id="VideoPlayback" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-6375358248786359650&#038;hl=en&#038;fs=true" style="width:550px;height:448px" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always" type="application/x-shockwave-flash"> </embed></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sknt.org/video/erkekle-saka-olmaz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dişi Flört Hareketleri</title>
		<link>http://www.sknt.org/arastirma-gelistirme/disi-flort-hareketleri</link>
		<comments>http://www.sknt.org/arastirma-gelistirme/disi-flort-hareketleri#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Jan 2009 11:26:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin Abi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma - Geliştirme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sknt.org/?p=44</guid>
		<description><![CDATA[Kadınlar da erkekler gibi saça dokunma, giysileri düzeltine, bir veya iki ellerini birden kalçalarına koyma, ayak ve vücudun erkeğe çevrilmesi daha uzun mahrem bakışlar ve artan göz teması gibi aynı temel hazırlık hareketlerini kullanırlar. Ayrıca erkek saldırganlık hareketi olmasına rağmen bir dişi inceliğiyle kullanılan ve sadece tek başparmağın kemere sokulduğu veya bir çanta veya cepten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="Dalgalı Kur" src="http://www.sknt.org/wp-content/uploads/200149822-001.jpg" alt="" width="550" height="362" /></p>
<p>Kadınlar da erkekler gibi saça dokunma, giysileri düzeltine, bir veya iki ellerini birden kalçalarına koyma, ayak ve vücudun erkeğe çevrilmesi daha uzun mahrem bakışlar ve artan göz teması gibi aynı temel hazırlık hareketlerini kullanırlar. Ayrıca erkek saldırganlık hareketi olmasına rağmen bir dişi inceliğiyle kullanılan ve sadece tek başparmağın kemere sokulduğu veya bir çanta veya cepten dışarı çıktığı başparmaklar kemerde hareketini yaparlar.</p>
<p>Heyecan dolu bir ilgi kadınlarda da gözbebeklerinin büyümesine ve yanakların kızarmasına yol açar. Bunun ardından diğer dişi flört sinyalleri gelir.<span id="more-44"></span></p>
<p><em><strong>Saç Atma</strong></em></p>
<p>Baş hafifçe savrularak saçlar omuzlardan geriye veya yüzden uzağa atılır. Kısa saçlı kadınların bile bu hareketi yaptıkları görülebilir.</p>
<p><em><strong>Bilek Gösterme</strong></em></p>
<p>İlgilenen bir dişi potansiyel erkek eşine bileklerinin iç tarafındaki düzgün yumuşak teni gösterecektir. Bilek bölgesi uzun zamandır vücudun en erotik yerlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Konuşurken avuçlar da erkeğe gösterilir. Sigara içen kadınlar bu tahrik edici bilek / avuç göstermeyi sigara içerken çok kolay yaparlar. Bilek gösterme ve saç atma hareketleri dişi bir görünüme sahip olmak isteyen eşcinsel erkekler tarafından da taklit edilir.</p>
<p><em><strong>Bacak Açma</strong></em></p>
<p>Bacaklar erkek orada olmasaydı açılacaklarından daha fazla açılırlar. Bu hareket kadın oturur pozisyonda da olsa ayakta da olsa ve sürekli olarak bacaklarını çapraz ve bitişik tutan cinsel olarak savunmaya geçmiş kadınla tezat oluşturur.</p>
<p><em><strong>Kalça Yuvarlama</strong></em></p>
<p>Pelvik bölgeyi vurgulayacak şekilde yürürken kalçaların rolü önem kazanır. Aşağıda verilen daha rafine dişi flört hareketlerinden bazıları yüzyıllardır mal ve hizmetleri satmak için yapılan reklamlarda kullanılmaktadır.</p>
<p><em><strong>Yan Bakış</strong></em></p>
<p>Göz kapaklan kısmen düşük olarak kadın erkeğin bakışına erkek fark edene kadar karşılık verir ardından hemen bakışlarını kaçırır. Bu tahrik edici bir gözetlenme ve gözetleme hissi uyandırır ve çoğu normal erkeği ateşlendirmek için yeterlidir.</p>
<p><em><strong>Ağız Hafif Aralık, Islak Dudaklar</strong></em></p>
<p>Bu hareket dişi jenital bölgesini simgelemek amacını güttüğünden Dr. Desmond Morris bunu &#8216;kendi kendini taklit&#8217; olarak tanımlar. Dudaklar yalanarak veya kozmetiklerle ıslak gösterilir. Her iki durumda da kadının cinsel bir davette bulunduğu izlenimini uyandırır.</p>
<p><em><strong>Ruj</strong></em></p>
<p>Bir kadın cinsel olarak uyarıldığında dudakları, memeleri ve cinsel organları kanla dolarak daha büyük ve daha kırmızı olurlar. Ruj da binlerce yıldır kullanılan ve cinsel olarak uyarılmış dişinin kızarmış cinsel organını taklit etmeyi amaçlayan bir tekniktir.<br />
<em><strong><br />
Silindir Şeklinde Bir Nesnenin Ellenmesi</strong></em></p>
<p>Sigara, şarap kadehinin ayağı, parmak veya herhangi uzun ince bir nesnenin ellenmesi ne düşünüldüğünün bilinçaltı bir göstergesi olabilir.</p>
<p><em><strong>Kalkık Omuz Üzerinden Yana Bakma<br />
</strong></em><br />
Bu da yuvarlanmış kadın göğüslerinin taklit edilmesidir. Şekil 119&#8242;da da büyümüş göz bebekleri, saç atma, bilek gösterme, yan bakış, isleyerek uzun uzun bakma, ıslak dudaklar, yukarıda tutulan baş ve silindir şeklinde bir nesneyi elleme gibi hareketleri kullanarak belli bir sigara markası için arzu uyandırmaya çalışmaktadır.</p>
<p><em><strong>Kadınlarda Bacak Atma Hareketleri</strong></em></p>
<p>Erkekler genellikle bacakları açık ve saldırgan bir şekilde apış aralarını sergileyerek otururlarken kadınlar bacak bacak üstüne atmayı hassas jenital bölgeleri için bir koruma olarak kullanırlar. Kadınlar flört ettiklerini göstermek için üç temel pozisyonu kullanırlar.</p>
<p>Dizle göstermede bir bacak öbürünün altına toplanırken ilginç bulduğu kişiyi gösterir. Bu çok rahat bir pozisyon olup konuşmanın resmiyetini ortadan kaldırır ve uylukları sergiler.</p>
<p>Ayakkabıyla oynama da rahat bir tavrı gösterir ve bazı erkekleri çıldırtabilen bir şekilde ayağın ayakkabıya sokup çıkarılması gibi baştan çıkartıcı bir etkiye sahiptir.</p>
<p>Çoğu erkek bacak dolamanın bir kadının yapabileceği en çekici oturuş pozisyonu olduğunu düşünür. Bu. kadınların dikkat çekmek için bilinçli olarak kullandıkları bir harekettir. Dr Sheflen bir bacağın diğerine daha önce de belirtildiği gibi kişi cinsel performansa hazır olduğunda vücutta görülen durumlardan biri olan yüksek kas tonu görünümü vermek üzere bastırılır.</p>
<p>Kadınlar tarafından kullanılan diğer işaretler arasında bacakların erkeğin karşısında yavaşça kavuşturulup ayrılması ve dokunulma arzusunu gösterircesine eliyle uyluklarını hafifçe okşamak sayılabilir Genellikle buna alçak sesle konuşmak eşlik eder.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sknt.org/arastirma-gelistirme/disi-flort-hareketleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kız Psikolojisi Dersleri I &#8211; Kimden Ötürü</title>
		<link>http://www.sknt.org/video/kiz-psikolojisi-dersleri-i-kimden-oturu</link>
		<comments>http://www.sknt.org/video/kiz-psikolojisi-dersleri-i-kimden-oturu#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2009 19:41:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin Abi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Videolar]]></category>
		<category><![CDATA[dayak]]></category>
		<category><![CDATA[kız kavgası]]></category>
		<category><![CDATA[kız psikolojiisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sknt.org/?p=31</guid>
		<description><![CDATA[Yalnızca meraklısına hitaben hazırlanmış olan kız psikolojisi derslerinde ilk bölüm. Dikkatle izlenmeli ve ibret alınmalı&#8230; Kız psikolojisini özümsemek isteyen arkadaşlara faydalı olacağını düşünüyorum&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object width="550" height="413" data="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-349826371503091565&amp;hl=en&amp;fs=true" type="application/x-shockwave-flash"><param name="id" value="VideoPlayback" /><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-349826371503091565&amp;hl=en&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /></object></p>
<p>Yalnızca meraklısına hitaben hazırlanmış olan kız psikolojisi derslerinde ilk bölüm. Dikkatle izlenmeli ve ibret alınmalı&#8230; Kız psikolojisini özümsemek isteyen arkadaşlara faydalı olacağını düşünüyorum&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sknt.org/video/kiz-psikolojisi-dersleri-i-kimden-oturu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>I &#8211; Bir Salağa Aşık Olmak</title>
		<link>http://www.sknt.org/konular/i-bir-salaga-asik-olmak</link>
		<comments>http://www.sknt.org/konular/i-bir-salaga-asik-olmak#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 20:15:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin Abi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Asıl Mevzular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/sknt/?p=3</guid>
		<description><![CDATA[    Her şey başladığında, kapı arkalarına asılan saatli maarif takvimleri 1995 yılının Ekim ayını gösteriyordu. O zamanlar daha Internet tüm dünyayı beşeri bir din gibi etkisi altına almamıştı ve biraz da bu nedenle Microsoft hisseleri NYSE’de kabul görmeyen kağıtlardandı, cep telefonunu ise daha yalnızca borsacılar kullanıyordu. Buna rağmen herkes 2000 yılında oraya buraya ışınlanacağını düşünerek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">    Her şey başladığında, kapı arkalarına asılan saatli maarif takvimleri 1995 yılının Ekim ayını gösteriyordu. O zamanlar daha <em>Internet</em> tüm dünyayı beşeri bir din gibi etkisi altına almamıştı ve biraz da bu nedenle Microsoft hisseleri NYSE’de kabul görmeyen kağıtlardandı, cep telefonunu ise daha yalnızca borsacılar kullanıyordu. Buna rağmen herkes 2000 yılında oraya buraya ışınlanacağını düşünerek seviniyordu! Yani o kadar zor zamanlardı!  </p>
<p>Sense kara kuru, siyah saçlı, orta boylu ve yüzündeki masumiyetin üzerine koyu bir “entelektüellik” cilası atan yuvarlak gözlükleri olan, 14 yaşlarında bir çocuksun daha o günlerde. Adın mı?! Adın Oktay…  </p>
<p>İstanbul’da küçük bir çocuk olmak zaten başlı başına büyük bir problemdir. Çirkin insanların aşık olmaya hakkı yoktur çünkü bu şehirde! Hele de hem çirkin, hem de kendini zeki sanan ufak bir çocuksan, yapmaman gereken belki de tek şey salak bir kıza aşık olmaktır! <span id="more-3"></span></p>
<p>         14 yaşındaki bir  erkek çocuğunun, aşık olacak kız seçme konusunda öyle zannedildiği kadar da çok seçeneği yoktur. Ya oturduğu mahalleden bir komşunun kızına aşık olabilir ya da okuduğu okuldaki sınıf arkadaşlarından birine. Senin de sınıf arkadaşın olan Buse’ye aşık olman bu nedenle olabilecek en normal şeylerden biriydi.</p>
<p>         Buse, etraftaki tüm diğer kızlar gibi, kendisini güzel sanan ama hem çirkin hem de salak bir kız! Hani, gururlu delikanlılar erişemedikleri ciğere mundar diyen kediler gibi, öyle olmadığını bile bile salak diyerek aşağılamaya çalışırlar ya kızları, böyle bir durum değil Buse’nin salaklığı; gerçek manâda bir salaklık!</p>
<p>         Ve galiba en önemlisi sen, kumral, yeşil gözlü bir kız olan Buse denen salağa aşık olduğunda, anne ve babanın şiddetli geçimsizlik sonucu boşanmalarının üzerinden daha yalnızca bir ay geçmişti.</p>
<p>         Alkolik ve psikonevrotik karakter yapısına sahip baban, evdeki herkesi canından bezdirmiş, defalarca denemesine rağmen alkolden bir türlü uzaklaşamamıştı. Sürekli saldırgan tutumları olan bu adam, alkol almadığı zaman kanatsız bir melekti, ama evdeki hiç kimse artık onun en son ne zaman ayık olduğunu hatırlayamıyordu. İçtiği zamanlarda ise alkol &#8211; vücudunda nasıl bir kimyasal değişim yaratıyorsa artık &#8211;  durmadan küfürler ediyor, küfür etmeyi bırakırsa da evdekilere saldırıyordu. Annen, son 4 yıldır iyice çığrından çıkan kocasına artık çocukları için bile katlanamayacağına karar vererek seni ve küçük kız kardeşin Filiz’i alarak, kocasını boşamış ve ayrı bir ev tutarak bu dehşete son vermişti. Ya da o günlerde o öyle zannediyordu!</p>
<p style="text-align: justify;">         Senin tam böyle bir karmaşa ve dehşet dakikalarında Buse’ye aşık olman hiçbir klinikpsikologu şaşırtmazdı! Bir çocuk, hele de ergenliğin daha ilk günlerinde, aile içinde şiddete maruz kalmışsa, mutlaka evden uzaklaşacak bir şeyler bulur. Evden fiziksel olarak kaçmaya güçleri yetmeyen bu yeni yetme çocuklar, ruhlarını evden kaçırarak yaşadıkları acıyı azaltmayı seçerler. Sen de aynen böyle yapmıştın. Buse’ye aşık olmanın tek nedeni, evdeki bu karmaşadan birazcık olsun uzaklaşma çabasıydı. Tabi buna aşk denirse!</p>
<p>14 yaşındaki bir çocuk saftır ve daha çirkin emellerine ulaşmak için aşk paravanının arkasına saklanamayacak kadar küçüktür. Aşk, evde bulunamayan mutluluğu, ele fincan alarak dışarıda arama çabasıdır o yaşlarda! “Bizde mutluluk kalmamış, varsa annem bir fincan kadar yollasınlar dedi.” gibi diyaloglar, artık normal karşılanır olmuştu çünkü İstanbul’da.   </p>
<p>        </p>
<p>İlk doğduğun günden beri “zeki” olarak bilinen bir çocuktun sen, daha üç yaşındayken sana yapılan zeka testinde başarılı bir sonuç almış, ardından beş yaşındayken okuma yazmayı okula gitmeden öğrenmiştin, ve o günlerde 14 yaşlarında olmana rağmen iki yabancı dili zehir gibi biliyor, yavaştan roman okumayı bırakarak felsefe ve psikolojinin dipsiz mağaralarında ilerliyordun…</p>
<p>Tüm diğer yaşıtların gibi futbol oynamak ya da maç seyretmek gibi şeylerden asla hoşlanmıyor, yalnızca okumaktan zevk alıyordun; bu nedenle de kendinin özel olduğuna inanıyordun! Zekânı o kadar övüyor, zekâna o kadar güveniyordun ki, Buse olayının seni esir aldığı o günlere kadar aynaya her baktığında gözlerine çarpan çirkinliğini bile hiç umursamıyordun. Kendini bu kadar zeki sanmana rağmen, her nedense, artık okuldaki hiçbir dersinde başarılı olamıyor, “Ben çok zekiyim!” diye durmadan böbürlenmene rağmen, uygulanan IQ testlerinde normalin yalnızca birkaç puan üzerinde bir başarı gösterebiliyordun. Zeki olmadığını kabullenmek senin için o kadar zordu ki, IQ testinin hatalı olduğunu iddia edebicek kadar ileri gidebiliyordun.</p>
<p style="text-align: justify;">* * *</p>
<p>   O günlerde, sınıfın en arka sırasında oturuyorsun, önündeki sırada da iki kız var. Kızlardan biri, gerçekten göz alıcı bir güzelliğe sahip, Dilek adlı, sevecen bir kız. Yanında oturan kız ise, kumral, yeşil gözlü, sessiz sakin bir kız olan Buse. Yani  sürekli beraber dolaşan bu iki kızdan hangisi daha güzel diye sorulsa, “Buse!” yanıtını verecek tek bir erkek bile bulunamaz koca İstanbul’da. Dilek, hem sevecen, hem güzel, hem de sürekli gülümseyen çok tatlı bir kız; Buse ise, tam aksine, zaten bir şeye benzemeyen yüzünü sürekli somurtarak daha da beter hale getiren bir gudubet. Hiç konuşmaz, konuştuğu zaman da ancak sorulan soruya kısa yanıtlar verir.</p>
<p>         Bir ay kadar önce, okula sinirle ve büyük bir moral bozukluğu ile gittiğin bir gün, suratının asık olduğunu gören Dilek, teneffüste arkasına dönerek, ne olduğunu sormuş ve böylece sınıfta senin anne ve babanın boşandığını ilk olarak ön sıradaki bu iki kız öğrenmişti. Buse, bu duruma oldukça üzülmüş, ama her zaman ki sessizliğini o sırada da bozmamıştı. İçten içe acımıştı sana, ne kadar kötü bir şeydi bir insanın anne ve babasının boşanması, ne kadar da ayıptı! Allah göstermesindi!</p>
<p>         Ama Buse ilk günlerde sana bu kadar acımasına rağmen ilerleyen günlerde seninle – nedense &#8211;  daha fazla konuşur oldu ve senin ilk günlerde aklının ucundan bile geçmeyen şeyler bir anda seni esir alıp gecelerce falakaya yatırmaya başladı.</p>
<p>Aşık mı oluyorsun yoksa? Bunu kabullenmek istemesen de okula gitmek bile istemeyen sen, her sabah okula can atarak gidiyorsun artık. Buse ile konuşmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyor, onu güldürmek için yapmadığın şaklabanlık bırakmıyorsun. Çünkü, Buse’nin gülmesini istiyorsun, <em>kendin hiç gülemediğinden olsa gerek</em>, onu güldürmek istiyorsun. Böylece kısa zamanda kendini Buse’ye tümüyle kaptırıyorsun.</p>
<p>Güzel değil bu kız, bunun sen de farkındasın ancak bu kızda seni durmadan çeken bir şeyler  var. Newton ne derdi bu duruma? Kütle çekim kanunu muydu seni bu kadar perişan eden, yoksa süper gravitasyon mu? Bunu hiç kimse bilemezdi! Öyleyse, canı cehenneme <em>insan hayatındaki en önemli çekim</em>i açıklayamayan fiziğin de, kuantumun da, gravitasyonun da!</p>
<p>         Buse, senin ona duyduğun o büyük aşktan henüz haberdar değil ama aranızdaki sıcaklık, ne kadar gizlemeye çabalasa da, onu da oldukça etkiliyor.Annesine sürekli bahsediyor, ama “arkadaş” olduğunuzun altını durmadan yeşil fosforlu kalemlerle çiziyor. Bunun böyle olmadığını bile bile, kendisine ve etraftaki herkese durmadan “arkadaşız” diyor. Ama her sabah, okula gelmeden önce baktığı aynaya bile daha farklı bakar oldu artık. Ona soracak olursan, kesinlikle sana acıyor, yakışıklı değilsin, bu yüzden sana aşık olması söz konusu bile olamaz. Hem yakışıklı bile olsan anne ve babası boşanmış bir çocuksun; yani hayatta olmaz!  Dilek ona ne zaman bu konuda şaka yapmaya kalksa, hemen sinirleniyor ve suratını asıp kaşlarını çatarak, “arkadaş” olduğunuzu söylüyor.</p>
<p>         Sonbaharın tüm haşmetiyle İstanbul’un üzerine çöktüğü ve tüm romantizmi kamçıladığı Kasım’ın ilk günlerinde ise, sen, artık iyice kaptırıyorsun kendini Buse’ye.</p>
<p>Buse, hiçbir şeyden anlamıyor, ama seninle büyük bir şefkatle ilgileniyor. Ne determinist ilkeler, ne pozitivizm, ne Kant ne de Decartes ilgisini çekiyor. Senin – Almanca orjinalinden &#8211;  okuduğun ilk andan itibaren hayran olduğun Genel Rölativite’nin mucidi Einstein’ı da, ikiyüzelli gramlık Almanca’sıyla olsa olsa “Bir kaya<a id="_ednref1" name="_ednref1" href="#_edn1"> </a>” sanıyor.</p>
<p>Üstüne üstlük, güzel bir kız da değil, kendine itiraf etmekten hiç hoşlanmansan da bunu çok iyi biliyorsun. Ama artık işler iyice kontrolünden çıktı. Kör kütük, daha doğrusu tümüyle kütük bir halde aşık oldun ve bu aşkın itiraf edilmesi gerekiyor, ama gel gör ki bunu nasıl yapabileceğini gerçekten bilmiyorsun.</p>
<p>Ne Decartes bahis açmış <em>Felsefenin İlkeleri</em>’nde çıkma teklifinin nasıl edileceğinden, ne de Marx hesaba katmış bunu <em>Das Kapital</em>’i yazarken! Ne Aristo’nun aklına gelmiş bunu açıklamak, ne Sokrates’ın, ne de Hegel’in! Hiçbir filozof yazmıyorsa eğer bir insan hayatında bu kadar önemli olan bir konuyu, canı cehenneme öyleyse felsefenin de, felsefenin küçük kızı psikolojinin de!</p>
<p>* * *</p>
<p>         İşte tam o günlerde, bir fen dersi, öğretmen elindeki bir tomar yazılı kağıdını okuyabilmek için, sınıfı serbest bırakıyor ve herkes bu fırsattan istifade konuşmaya dalıyor. Sınıfın içersindeki boş ders uğultusu kulakları deşiyor… Dilek ve Buse de, arka sıraya doğru dönmüş, seninle konuşuyorlar. Nasıl oluyor, nerden açılıyor konu, hiçkimse anlayamıyor ama konuştuğunuz konu bir anda “aşk” haline geliyor. Sen, Buse’nin bu konudaki fikrini onun ağzından duymak istiyorsun ve hemen bir anda verilmiş bir kararla sorununu anlatmaya başlıyorsun.</p>
<p>         “Ben, galiba bir kıza aşık oldum kızlar. Bana biraz yardım edin…”</p>
<p>         “İyi işte ne güzel,” diyerek hınzırca gülüyor Dilek, kinayeli bir şekilde yüzü hafiften kızarmaya başlayan Buse’ye utandırıcı bir bakış atıyor, ardından kinayeli gülümsemesini yüzüne tümüyle yayarak yeniden sana dönüyor. </p>
<p>“Peki biz tanıyor muyuz?” diye soruyor.</p>
<p>         “Boşver tanıyıp tanımadığını…” diyerek, kimden bah-settiğini iyice belli ediyorsun, ve biraz daha heyecanlanarak “Ama çok ciddi bir sorun var…” diyorsun.</p>
<p>          “Nedir?” diye soruyor Buse, merakla karışık bir korkuyla. Kalbi yerinden çıkacak sanki, o kadar heyecanlanmış o kadar korkmuş ki, ama konu açıldı bir kere ve geri dönüş yok gibi gözüküyor…</p>
<p>         “Kıza deliler gibi aşığım, inanın bir an bile aklımdan çıkmıyor, yani nasıl olduğunu da anlamış değilim, bir anda  kendimi aşkın içinde buluverdim işte,” diye geveliyorsun lafı ağzında, aslında Buse’den çok daha fazla heyecanlandığını saklama gereği duymadan, ve sonunda dilinin altında ıpıslak olmuş baklayı çıkartmak bir kenara adeta suratlarına tükürüyorsun kızların, “ama kız benim en yakın arkadaşlarımdan biri…”</p>
<p>         Buse’nin başından aşağıya kaynar sular dökülüyor o anda. Neler oluyor? Aman Allah’ım! Yoksa?! Yoksa?! Tabi ya! Utançtan yerin dibine girmiş gibi hissediyor kendisini, Dilek, yüzündeki gülümsemeyi aşağılık bir göndermeye çevirip Buse’ye bir kez daha bakıyor. Kikirdememek için zor durdukları her hallerinden belli olan bu iki kız, &#8211; nasıl yapıyorlarsa artık &#8211;  çarçabuk toparlanıyor. Ama Buse, yüzündeki kızarıklığın senin tarafından görülmesinden korkarak, kafasını öne eğiyor ve korkarak dinlemeye devam ediyor. Senin o yüz kızarıklığını, simültane olarak tercüme ederek onun duygularını anladığının farkına varamıyor tabi, çünkü gerçekten salak.  </p>
<p>         “Şimdi, sorun şu:” diyorsun biraz daha rahatlamış olduğunu belli eden bir ses tonuyla, “Ben bu kıza çıkma teklif edersem arkadaşlığımızın bitmesinden korkuyorum. Sizce ne yapmalıyım, kıza çıkma teklif edeyim mi yoksa etmeyeyim mi? İki haftadır bunu düşünüyorum!”</p>
<p>          “Bence etmelisin,” diyerek yanıtlıyor Dilek hiç zaman kaybetmeden, nasıl olsa bahsi geçen kızın kendisi olmadığından emin, “eğer gerçek arkadaşınsa zaten seni anlayışla karşılar…”</p>
<p>         Buse ise, o  kızın kendisi olduğundan öylesine emin ki, kendisinden bir cevap bekleyen senin yüzüne dönse de gözlerine bakmamak için olabildiğince özen gösteriyor.</p>
<p>“Bence de etmelisin!” diyor bir anda titreyen bir sesle ve neredeyse emir kipiyle. “Eminim sana ‘Evet!’ diyecektir. Ama sakın herkesin içinde söyleme bunu, o zaman kabul edeceği varsa da etmez. Kızı yalnız başına yakaladığın zaman sor. Daha iyi olur bence…”</p>
<p>         Buse’nin &#8211; sanki daha önce hayatında 500 tane kıza çıkma teklif etmiş, ve ardından “Tüm Yönleriyle Bir Kıza Çıkma Teklif Etmenin Psikodinamik Darboğazları ve Bir Yöntem Önerisi” konulu doktora tezini tamamlamış gibi &#8211; kendisinden emin kurduğu bu cümleler, seni mutluluktan deliye çeviriyor.</p>
<p>         Yaşadığın mutluluğu tarif etmek gerçekten mümkün değil. Resmen sevdiğin kızın ağzından öğreniyorsun, nasıl çıkma teklif etmen gerektiğini. Bu iş bu kadar kolaydı da sen niye gecelerdir yatağında bunu nasıl yapacağını düşünerek kahroluyordun?! Ama, senin keyifle gülümseyen yüzünü gören Dilek, başını “Oldu bu iş!” diye sallayıp, sana daha fazla güven verse de, Buse’nin yüzünde halâ zoraki bir tebessüm var. Sanki konu bir an önce kapansın ve bir daha asla açılmasın istiyor…</p>
<p>“Tamam Buse,” diyorsun hızla, “senin dediğin gibi yapacağım!” Bu sırada çalan teneffüs zili Buse’nin imdadına yetişiyor ve sınıf dağılıyor.</p>
<p>* * *</p>
<p>Hızla kızlar tuvaletine giren Buse ve Dilek, neşeli bir şekilde kikirdeşmeye başlıyorlar.</p>
<p>“Ne yaptın sen ya?” diye soruyor Dilek muzip bir kikirdemenin ardından, “Kabul etçek misin Oktay’ın çıkma teklifini?”</p>
<p>Sırıtarak, saçlarını tararken, “Belki benden bahset-miyor, nerden biliyorsun?” diye sorarak yanıt veriyor Buse, sorunun saçma olduğunu bile bile soruyor bunu.</p>
<p>“Güldürme beni.” diyor Dilek kaşlarını çatarak, “Oktay’ın senden başka arkadaşı mı var?” ve “İyi çocuk aslında, bence kabul et!” diyerek Buse’ye biraz daha cesaret veriyor.</p>
<p>“Büyük ihtimalle kabul edicem…” diyor Buse, ve yüzüne bir anda yaşından oldukça büyük bir hüzün çöküyor, “Galiba ben de ona aşığım, ama elalem ne der?”</p>
<p>“Ne derlerse desinler, sen aşıksan, kabul et!” diyor Dilek, nasıl olsa bir çıkma teklifini kabul etmesi gereken kişi kendisi değil, ateş düştüğü yeri yakıyor ve o sadece uzaktan izliyor Buse’nin her yanını 3. dereceden yakan kararsız durumunu. Ama Dilek, Buse’nin de sana aşık olduğunu biliyor, son 2 haftadır Buse’yle neredeyse senden başka hiçbir şey konuşmuyorlar. “Oktay şunu dedi, Oktay şöyle yaptı, Oktay şöyle baktı!” vb. gerçek zamanlı raporlar veriyorlar durmadan birbirlerine.     </p>
<p>Tuvaletten çıkmadan önce, daha da alaycı bir şekilde gülerek, “Bişey sorucam, Buse. “ diyor Dilek, “Sen daha önce hiç çıkma teklifi aldın mı?”</p>
<p>“Elbette hayır!” diye yanıtlıyor Buse üzgün bir sesle, “Daha kimsenin etmediğini biliyorsun!”</p>
<p>Tuvaletin kapısında, Buse’nin kulağına doğru eğilip, “O zaman hangi akla hizmet, çıkma teklifi nasıl edilir diye ders veriyorsun çocuğa?” diye soruyor Dilek. Buse de, kikirdeyerek, “Ne biliyim ya?!” diye cevap veriyor ve her ikisi de gülüşerek sınıfa doğru yöneliyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">* * *</p>
<p>Okuldan çıkar çıkmaz büyük bir sevinçle eve gidiyorsun, çantanı ve ceketini fırlatıp atıyor ve  yatağına uzanıp düşünmeye başlıyorsun!</p>
<p>“ ‘Kabul eder!’ dedi ya, resmen ‘Kabul eder!’ dedi!”</p>
<p>Olaya kesin gözüyle bakmaya başlayıp, hemen ertesi gün Buse’yi kenara çekerek konuşmaya karar veriyorsun. Geceyi, uzun uzun plan yaparak geçiriyorsun. Öyle ya artık çıkıyorsunuz! Sadece formalite icabı bir çıkma teklifi gerekiyor. Onu da edersin canım, ne olacak ki?! Bildiğin caféleri düşünüyorsun, ilk çıkmanızda hangisine gideceksiniz? İlk çıktığınız gün ne giyeceksin? Peki ileride ne olacak?! Belki de evlenirsiniz!</p>
<p>Geceyi çok büyük bir heyecan içerisinde gözünü bile kırpmadan geçiriyorsun. Ama ertesi gün ve ondan sonraki gün ne yaptıysan da bir türlü Buse’yi yalnız yakalamayı başaramıyorsun. Bu iki gün boyunca sürekli ağzını arayan Dilek’e, bahsettiğin kızın Buse olduğuna dair diğer tüm ipuçlarını da veriyorsun. Dilek’le konuştuğun her şeyin Buse tarafından aynen duyulacağını çok iyi bildiğin için, bir çok konuda Dilek ile konuşuyorsun. Devamlı, “Yanıyorum, bitiyorum!” edebiyatı yaparak, bunların Buse tarafından duyulmasını sağlıyorsun.</p>
<p>O fen dersindeki konuşmanın üzerinden üç koca gün geçiyor. Nasıl geçmiş olduğu meçhul upuzun üç gün boyunca sen Buse’ye son bir aydır olduğundan çok daha fazla aşık olduğunu hissetmeye başlıyorsun. Ve sonunda dayanamayarak, Dilek’in her şeyi bildiğini de hesaba katıyor ve sürekli beraber dolaştıkları için, Dilek’ten izin alıp Buse’yi kenara çekerek ona zaden formalite icabı edilmesi gereken çıkma teklifini ederek yaşadığın heyecandan kurtulmaya karar veriyorsun. Çünkü günlerden Cuma ve bugün de söylemezsen iş Pazartesi’ye kalacak!</p>
<p>“Ne olacaksa olsun artık!” diye düşünüyorsun, “Ne olacaksa olsun artık!”</p>
<p>         Bu düşünceler içerisinde kıvranarak, büyük bir heyecanla sınıfın kapısının önünde dikilmiş, Buse’yi bekliyorsun. Kalorifer peteğine yaslanmış, hızla boşalmaya başlayan uzun koridoru sağlı sollu kontrol ediyorsun. Zaten üç gündür bunu nasıl yapacağını hesaplıyor olmasına rağmen, vucudunu ele geçiren heyecana bir türlü engel olamıyor, ayaklarının tir tir titrediğini hissediyor ve heyecanını saklamak için elinden gelen her şeyi yapıyorsun. Oysa evde ayna karşısında defalarca prova da yapmıştın!</p>
<p>“Hay aksi!” diye mırıldanıyorsun. “Hay aksi!”</p>
<p>Uzun koridorun başında Buse ve Dilek’in sana doğru geldiklerini gördüğünde heyecanın, aklını başından alacak kadar artıyor. Damarlarına adrenalin hücum ediyor, bileklerini kessen bembeyaz adrenalin fışkıracak… Kocaman ve karanlık koridor neredeyse bomboş.</p>
<p>Kızlar yanından geçerken, sesindeki titremeyi saklayarak, “Biraz konuşabilir miyiz Buse?” diye soruyorsun. Her şeyi anladığını belli eden hınzır bir bakışla sana bakan Dilek’i “Bize biraz izin verir misin?” diyerek uzaklaştırdıktan sonra, meraklı gözlerle senden bir şeyler söylemeni bekleyen Buse’nin gözlerinin içine bakıyorsun.</p>
<p>         “Buse,” diyorsun, heyecandan ölecek gibisin, onunla ilk kez baş başa konuşuyorsun ve Buse, karşısında giderek daha da güzelleşen bir peri kızı gibi duruyor, “hani sana birkaç gün önce bahsettiğim bir kız vardı ya, hani şu aşık olduğum kız…”</p>
<p>         “Eeee…” diyerek, anlamadığını belli etmeye çalışan Buse, büyük bir korkuyla, konunun tahmin ettiği yere gelmemesi için halâ içinden bildiği tüm duaları tekrar ediyor. “En Hızlı Hatim İndirme Yarışması” yapılsa, Buse şu kısacık dakikalarda gösterdiği üstün performans ile ülkemizi uluslararası platformda rahatlıkla temsil edebilir. Sanki sen onun kafasına bir silah dayamışsın da Buse son duasını ediyor. Ama ettiği duada samimi olmadığından mı yoksa olmayacak duaya “Amin” deyişinden midir bilinmez, duaları kabul olmuyor!</p>
<p>         “O kız sensin…” diyorsun aniden. Bunu nasıl söylediğine kendin bile inanamıyorsun. Bunu söylemişken artık gerisini de getirmen gerektiğini düşünüyor ve aynı hızla soruveriyorsun o can alıcı soruyu:</p>
<p>         “Benimle çıkar mısın?”</p>
<p>         Buse, büyük bir hayal kırıklığı ile dudaklarını büküyor ve şaşırmış gibi yapmayı da ihmal etmeyerek gözbebebeklerini büyütüp kaşlarını yukarı kaldırıyor! Hani canlı yayında piyangodan para kazanan talihlilerin o andaki görüntülerini çekerler ya, tıpkı öyle bir yüz ifadesi var. Günlerdir bildiği şeye bu kadar güzel şaşırmayı nasıl başardığı ise apayrı bir doktora tezinin konusudur, şaşırıyor Buse ve hızla;  </p>
<p>“Ama,” diyor “biz arkadaşız!”</p>
<p>         Hüznün gözlerine sığmıyor, delirecek gibi oluyorsun, sen de zaten en başından beri bu salak cevaptan korkuyordun. Ama, hani “Kabul eder!” demişti Buse, hani, hani, hani?! Bu korkunç bir şaka olmalı! Peki kamera nerde?! Panikle sağına soluna bakıyorsun; kimse yok! Ama Buse her zamankinden çok daha ciddi gözüküyor ve bir an önce oradan uzaklaşmak istermiş gibi davranıyor.</p>
<p>“Sadece arkadaş mı?” diye soruyorsun birdenbire Buse’nin az önce şaşırdığından en az bin kat daha fazla şaşırarak. Zaman hızla akıyor ve derse girmeniz gerektiğini de hatırlayarak iyice panik yapıyorsun.</p>
<p>         Buse, suratını biraz daha bozup, “Evet,” diyerek yanıtlıyor, “Ama lütfen bu durumun arkadaşlığımızı bozmasına izin verme!”</p>
<p>         Tüm dünya başına yıkılıyor, o kadar üzgün, o kadar kötü hissediyorsun ki kendini, “Peki.” diyerek Buse’nin sınıfa girişini sessiz bir şekilde izliyor, ardından sınıfa girmek yerine, hızla koşarak alt katta bulunan tuvalete gidiyorsun. Hızla yüzüne bir avuç suyu vuruyorsun, ağladığını kabul etmek istemiyor gibi bir halin var, ama yine de gözlerinden süzülen yaşlar, birkaç dakika içinde kıpkırmızı yapmayı başarıyor gözlerini. Yavaş adımlarla, uzun koridorun sonundaki sınıfa doğru ilerlerken aşkın bittiğine mi yoksa daha yeni mi başlıyor olduğuna bir türlü karar veremiyorsun…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sknt.org/konular/i-bir-salaga-asik-olmak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>II &#8211; Aşkın Kanununu Yazsam Yeniden</title>
		<link>http://www.sknt.org/konular/ii-askin-kanununu-yazsam-yeniden</link>
		<comments>http://www.sknt.org/konular/ii-askin-kanununu-yazsam-yeniden#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 19:55:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin Abi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Asıl Mevzular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/sknt/?p=5</guid>
		<description><![CDATA[Bu vahim olaydan sonra, “Arkadaşlığımıza zarar verme!” diyen Buse, sana bir kez olsun selam bile vermiyor. Hemen o dersin ertesinde, sınıfta oturduğu yeri değiştiriyor ve o andan sonra sana bakışlarında hep otoban kenarında ezilmiş bir yavru köpeğe fırlatılan acıma ifadeleri okunuyor. Defalarca onunla yeniden konuşmaya çalışıyorsun, ama Buse yanaşmıyor buna. Konuşsa bile, sanki hiç tanımadığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bu vahim olaydan sonra, “Arkadaşlığımıza zarar verme!” diyen Buse, sana bir kez olsun selam bile vermiyor. Hemen o dersin ertesinde, sınıfta oturduğu yeri değiştiriyor ve o andan sonra sana bakışlarında hep otoban kenarında ezilmiş bir yavru köpeğe fırlatılan acıma ifadeleri okunuyor. Defalarca onunla yeniden konuşmaya çalışıyorsun, ama Buse yanaşmıyor buna. Konuşsa bile, sanki hiç tanımadığı biriyle konuşurmuş gibi konuşuyor seninle. Peki neler oldu? Niye bozuldu o güzel arkadaşlık? Aşık olmak, ayıp bir şey mi ki?</p>
<p>         Evet, ayıp! Buse de sevmişti seni, ya da en azından etkilenmişti senden, ama gecelerce kulaklarında çınlayan o lanet olasıca soru, aranızdaki her şeyi daha başlamadan bitirmişti : “Elalem ne der?”</p>
<p>         Buse, gecelerce düşündü seni, senin her sözünü düşündü, doğum gününü söylemiştin bir derste hızla konuşurken, Buse sana hiç hissettirmeden defterine yazmıştı bu tarihi… Eve gider gitmez hep seni düşünüyordu, ne doğru düzgün yemek yiyebiliyordu ne de yüzü gülüyordu. Aşık olmuştu o da sana, ama “Elalem ne der?” diye düşünerek içine gömmüştü yaşadığı bu çocukça aşkı.</p>
<p>Gömebileceğini sanıyordu o zamanlar, aşktan kaçılabileceğine, bunun inkar edilebileceğine inanıyordu! Yoksa “kötü kız” derdi ona herkes, hem de çirkin bir çocukla bulaştığı bir aşk oyunu için, hem de anne ve babası boşanmış zavallı bir çocukla çıktığı bu maceralı yolculuk için, “kötü kız” olarak damgalarlardı onu! Bu ne korkunç bir düşünceydi?! Buse, sana tam  söz verdiği gibi “Evet!” diyeceği sırada, bu düşünceler aklına hücum etmeseydi elbette bütün tarih daha farklı yazılacaktı!</p>
<p><span id="more-5"></span></p>
<p>         Evet, Buse, o kahrolasıca “Biz arkadaşız!” cevabını verirken ileride olacak hiçbir şeyin farkında değildi! Eğer bu cevabın onlarca hatta yüzlerce kıza fena şekilde ödetileceğini bilseydi, hiç şüphesiz kendisini feda eder ve sana “Evet!” derdi. Ama nereden bilebilirdi ki? Nereden bilebilirdi, karşısındaki insanı paramparça ettiğini, aşk acısıyla paramparça olan bir insanın parçalanmış uranyum atomundan bile daha tehlikeli olabileceğini nereden bilebilirdi? Basit bir çocukluk hevesi sanarak reddettiği derin aşkın, çıldırmış bir dahinin tüm kızları hedef alan tahrip gücü yüksek bir bomba yapmaya karar vermesine yol açacağını nereden bilebilirdi?!</p>
<p>        </p>
<p>         Bu başlamadan biten &#8211; ve hatta bitirttirilen hazin -    aşk hikayesinin ardından sen asla eski Oktay olamadın! Çıldırmış gibisin, artık ne yemek yiyor, ne etrafındaki insanlarla konuşuyor ne de ders dinliyorsun. Sınıfa gelip bütün gün aralıksız bir şekilde Buse’ye bakıyor ve hüzünlü gözlerinle  resmen ondan merhamet dileniyorsun. Kabul etmelisin ki: acınacak durumdasın…  </p>
<p style="text-align: justify;">* * *</p>
<p>Tüm bunların üzerinden 6 ay geçtikten sonra, bir gün Buse, senin aylardır tüm öğle tatillerinde kendini hapsederek yalnız başına oturduğun koridorun sonundaki o boş sınıfa geliyor.</p>
<p>         “Biraz konuşalım Oktay!” diyor daha kapıyı açar açmaz… Sesinde sevgi dolu küçük bir kızdan çok, kurallara uymayan bir öğrenciyi azarlayan menopozlu bir müdire kokusu var. Arkanı dönmeden, tanıyorsun bu sesin sahibini, “Konuşalım…” diyerek yanıtıyorsun arkana hiç dönmeden, her zaman ki gibi sınıfın en arkasında, cama bakan sıranın üstüne oturmuşsun, boynun eğik ve arada bir boynunu kaldırıp sıkıntıyla yukarıya bakıyorsun ve ardından yeniden boynunu eğiyorsun; bir idam mahkumu gibisin! Aşk suçundan hüküm giymiş bir idam mahkumu gibi! Ve Buse, güzel bir tekme atmaya hazırlanıyor asıldığın darağacının altındaki iskemleye!</p>
<p>         “Artık,” diyerek konuşmaya başlıyor Buse, sinirli bir sesle, ”defterlerimin sayfaları arasında rengarenk kalemlerle yazılmış şiirler görmek istemiyorum, aynı şekilde sıramın altında kırmızı güller ve saçma sapan notlar da görmek istemiyorum! Tüm ders boyunca bana bakmanı da istemiyo-rum!”</p>
<p>         “Rahatsız olduğunu bilmiyordum…” diyorsun, öyle büyük bir tahribat yaşıyorsun ki, boynunu eğdiğin yerden kaldırıp bir an için Buse’ye bakıyorsun ve bakışlarındaki hüzün o kadar acıtıyor ki Buse’nin canını, bu kez boynunu eğmek zorunda kalan o oluyor.</p>
<p>         “Bak,” diyor Buse, kekeler gibi bir hali var, bu sınıfa girdiğinde taşıdığı sinirli kararlılık, senin yaşadığın büyük acıyı gördüğünde biraz daha şefkate dönmüş gibi gözüküyor, “gerçekten sana saygı duyuyorum, sevgine de saygı duyuyorum, ama olmaz, bırak artık! 6 aydır bıkmadın mı sürekli bana şiirler yazıp görebileceğim yerlere koymaktan, hep dinlediğim radyo istasyonunu nerden öğrendin bilmiyorum ve en sevdiğim şarkıcının en sevdiğim şarkısını çaldırmayı nasıl başardın, hiçbir şey bilmiyorum… Ama olmaz diyorum sana, olmaz! Lütfen unut artık bunu! Eminim başka kızlar olacaktır! Bırak artık benimle uğraşmayı! Unut beni!”</p>
<p>         Sessizce dinledikten sonra, “Beni görmek istemi-yorsan, yaptıklarım rahatsız ediyorsa seni…” diyorsun, gözlerinden yanaklarına doğru sessizce süzülen yaşları gören Buse bile bu acıya katlanamayarak çeviriyor başını, “Gitmemi istiyorsan giderim buradan! Kovuyorsan beni! Giderim! Sen mutlu ol yeter ki!”</p>
<p>         “Evet,” diyor Buse hiç utanmadan, biraz önceki otoriter okul müdiresi sesiyle, “yaptıkların artık çok canımı sıkmaya başladı!”</p>
<p>         Başını sinirle iki yana sallayarak, “Peki!” diye yanıtlıyorsun, “Gideceğim!”</p>
<p>         Ardından hüzünle oturduğun sıradan hızla kalkıp, yavaş adımlarla yürüyerek arkana hiç dönmeden sınıftan çıkıyorsun, hiç duraksamadan müdür muavininin odasına doğru yöneliyorsun, ardından bakakalan Buse, yaptığından daha şimdiden pişman oldu bile. Bir daha hangi erkek onu bu kadar sevecek, hangi erkek durmadan şiirler yazacak onun kareli harita metot defterlerine keçeli kalemlerle? Hoşlanıyordu Buse senin onun için yaptığın her şeyden ve her harekette biraz daha aşık oluyordu sana! Bu yüzdendi az önceki siniri! Kendi aşkını itiraf edip, yaşayamamanın hıncını, senin sevgi dolu gözbebeklerinden çıkartmıştı! Daha o bomboş sınıftan çıkmadan pişmanlığı boğacak gibi oldu Buse’yi! Gözbebekleri ıslandı ve yanaklarına doğru hızla kaydı acı dolu gözyaşları! Ama halâ kulaklarını deşiyordu o iğrenç soru cümlesi: “Elalem ne der?”</p>
<p>Buse sınıftan çıkarken, sınıfın tahtasına kocaman harflerle yazdığın o dörtlüğü görmeseydi, belki yaşadığı şeyin aşk olmadığına kendisini ikna edebilirdi:</p>
<p style="text-align: justify;">“Lanet olası aşk belası </p>
<p> Uzak dur benden gönül avcısı</p>
<p> İstemiyorum, sevmiyorum</p>
<p> Senin gibi yalancıyı!” </p>
<p style="text-align: justify;">Bu kesinlikle mümkün değildi! Daha son günlerde dinlediği, dinlediği ilk andan itibaren gidip kasetini aldığı ve artık durmadan dinlediği şarkının nakaratı yazıyordu tahtada ve Buse emindi bunun senin elyazın olduğundan, sınıfta seninle konuşurken bu sözlerin tahtada durduğunu görseydi, belki de asla bu kadar sert davranamazdı sana! Onun bu şarkıyı deliler gibi sevdiğini nereden öğrenmiştin? Bu Buse’nin hayatında hep büyük bir muamma olarak kalacaktı!</p>
<p>         Sense, sınıftan çıktıktan sonra ağlayan gözlerini siliyor, kapıyı çalarak müdür muavininin odasına giriyorsun ve biraz konuşmak istediğini söylüyorsun. Müdür muavini, seni oldukça seviyordu.  Zaten okulda seni sevmeyen öğretmen yok gibiydi, son 6 aydır iyice kötüye gidiyor olduğun doğruydu ama okul idaresinin bile kulağına gitmişti bunun nedeninin Buse’ye duyduğun büyük aşk olduğu.</p>
<p>“Geçer!” diye düşünmüştü hepsi, “Çocukluk aşkı işte! Daha bu okulda tanışıp evlenen olmadı!”</p>
<p>Tüm öğretmenler gibi, müdür muavini de sana çok güveniyordu, birkaç sene sonra bu okuldan mezun olurken büyük ihtimalle yurt çapında bir başarıya imza atacak ve okulu şereflendirecektin. Bundan 6 ay öncesine kadar bu statü için koca okulda senden başka tek bir aday bile yoktu! Ama öğretmenler, son 6 aydır yaşadığın bunalımı anlayışlı karşılıyorlardı, çünkü bir ailenin dağılmasının bir öğrenci üzerinde nasıl etkiler yaratabileceğini hepsi çok iyi biliyordu.</p>
<p>         “Hocam,” diyorsun, ağlamamak için direnerek, “annemi çağırın lütfen, tasdiknamemi alsın okuldan! Ben bir saniye bile durmayacağım artık burada!”</p>
<p>         Ne olduğunu anlamaya çalışan müdür muavini, “Buse mi yoksa?” diye sordu!</p>
<p>Kurşun gibi deldi geçti seni bu lanet soru! “Evet!” diyerek yanıtladın, gözlerinden fışkıran yaşlar müdür muavininin geniş masasını bir fıskiye gibi suluyordu,  “Hocam, ne olur daha fazla şey sormayın, bir anda vermedim bu kararı, iki aydır bırakmayı düşünüyorum okulu, başka bir okula giderim, sizleri seviyorum, sizler de seviyorsunuz beni biliyorum, ama Buse! Kahretsin!”</p>
<p>         Müdür muavini, utanmasa ağlayacaktı bu hali görünce, bir anlık süre boyunca senin son 6 aydır yaşadığın bunalım aklına geldi. Seni artık ne zaman görse, mutsuzdun, sürekli ağlıyor, sürekli boynunu yere eğiyordun. Öğretmenler de bu durumdan dolayı oldukça üzgündüler. Okuldaki herkesin asıl şaşırdığı şey, okulda bunca güzel kız varken, senin gidip Buse’yi seçmiş olmandı. Gönlün ota ya da başka bir maddeye konduğu – henüz bilimsel olarak kanıtlanamamış olmasına rağmen &#8211;  sıkça iddia edilen bir hipotezdi ama senin gönlünün bu derece kötü bir maddeye acil iniş yapmış olması herkesi oldukça şaşırtıyordu! Rehber öğretmenin bile arkadaşlarından öğrendiği bu durum karşısında seni odasına çağırarak, “Oğlum, aşıksın anladım! Ama o kız hem güzel değil hem salak! Başka kız mı bulamadın Allah aşkına?” diye sorarak seni vazgeçirmeye çalışmış, ama sen sadece “Biliyorum ne derece salak olduğunu onun!” diyerek yanıtlamıştın bu sitemi.</p>
<p>Müdür muavini, karşısında gitgide eriyen senin kararlılığını görüp, seni daha fazla üzmemek için hemen telefon ederek anneni okula çağırıyor. Bu sırada sen, müdür muavininden sınıftaki arkadaşların ile vedalaşmak için izin istiyorsun ve tasdiknamen hazırlanırken, sınıfa girerek öğretmenden izin alıyorsun, tahtanın önünde büyük bir acıyla bağırmaya başlıyorsun. Bütün sınıf pür dikkat kesilmiş seni dinliyor.</p>
<p>“Arkadaşlar, bugün gidiyorum buradan! Tümüyle gidiyorum! Aranızda gitmemi isteyenler var! Şaka yaptığımı sanıyorsunuz ama çok ciddiyim! Şu anda idarede tasdiknamem hazırlanıyor! Sadece hepinize teşekkür etmek istedim.”</p>
<p> Bir kez daha, pişmanlıktan neredeyse ağlamak üzere olan Buse’nin yüzüne bakıyorsun, sınıftaki herkesin boynu da aynı anda Buse’ye dönüyor.</p>
<p>“Özellikle de birinize! Beni bu okuldan kovduğu için, ayrıca teşekkür ederim!” diyorsun.</p>
<p>Bütün sınıf lanet okuyan gözlerle Buse’yi süzerken, Buse içine düştüğü pişmanlık denizinde boğulmaya başlıyor bile, “Gitme!” diye haykırmak istiyor ama beceremiyor ve sen son bir kez daha Buse’nin yüzüne bakarak sınıfın kapısını hızla çekip dışarı çıkıyorsun.</p>
<p>Bir ders sonra, müdür muavini dersi bölerek, herkese bir açıklama yapacağını belirtiyor.</p>
<p>“Oktay’ın adı okunmasın artık yoklama listesinde,” diyor, sinirli bir şekilde Buse’ye bakıyor, tüm sınıf aynı anda yeniden Buse’ye doğru çeviriyor lanet okuyan bakışlarını, “Oktay tasdiknamesini alarak okuldan ayrıldı! Umarım aranızda bu yüzden sevinenler olacaktır! Onları da tebrik ederim!”</p>
<p>Arka sıralardan bir ses, “Okul kına masrafını karşılayacak mı hocam?” diye soruyor büyük bir sinirle Buse’ye bakarak!</p>
<p> “Elbette!” diye yanıt veriyor müdür muavini bu soruya! “Elbette, isteyenler odama gelip kınalarını alabilirler!”  </p>
<p>Ardından, bir kez daha Buse’nin suratına küfür eder gibi bakıyor ve sınıfın kapısını çekerek dışarıya çıkıyor. Bu olayın ardından, daha ilk teneffüs Buse’nin yanında senelerdir oturan Dilek bile oturduğu sıradan kalkıyor, hiçbir şey söylemeden başka bir sıraya geçip oturuyor. O andan sonra uzun süre Buse’ye hiç kimse selam bile vermiyor! Senin son 6 aydır bozulan derslerine rağmen yeni gideceğin okulda rahat etmen için seferber olup, tüm ders notlarını kanaat notları ile en yükseğe çıkaran öğretmenler, o sene yazılı notları oldukça iyi olan Buse’yi kötü kanaat notları vererek el birliği ile bütünlemeye bırakıyor!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sknt.org/konular/ii-askin-kanununu-yazsam-yeniden/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>III &#8211; Kız Psikolojisine Hızlı Giriş</title>
		<link>http://www.sknt.org/konular/iii-kiz-psikolojisine-hizli-giris</link>
		<comments>http://www.sknt.org/konular/iii-kiz-psikolojisine-hizli-giris#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 19:47:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin Abi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Asıl Mevzular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/sknt/?p=8</guid>
		<description><![CDATA[Okuldan ayrıldığın o günden sonra, yeni bir okula kayıt yaptırıyorsun, yeni insanlarla tanışıyorsun, yeni bir hayata başlıyorsun, değişmeyen tek şey Buse’ye duyduğun o büyük aşk! Değiştiği değil ancak geliştiği iddia edilebilir! Buse’nin seni reddettiği o günlerde, bunun tek nedeninin çirkinliğin olduğunu sanıyordun. Yakışıklı olsaydın elbette Buse sana “ Biz arkadaşız!” demezdi. Böyle bir cevabı bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Okuldan ayrıldığın o günden sonra, yeni bir okula kayıt yaptırıyorsun, yeni insanlarla tanışıyorsun, yeni bir hayata başlıyorsun, değişmeyen tek şey Buse’ye duyduğun o büyük aşk! Değiştiği değil ancak geliştiği iddia edilebilir!</p>
<p>Buse’nin seni reddettiği o günlerde, bunun tek nedeninin çirkinliğin olduğunu sanıyordun. Yakışıklı olsaydın elbette Buse sana “ Biz arkadaşız!” demezdi. Böyle bir cevabı bir kız neden verirdi ki?! Bunun başka hiçbir açıklaması olamazdı! Çirkin olduğun için reddedilmiştin işte, hepsi bu! Ama okuldan ayrılmanın üzerinden daha birkaç hafta geçtikten sonra hayattaki en büyük iki öğretmeninden birincisi ile tanıştın. Ve tüm düşüncelerin bir anda alt üst oldu!</p>
<p>         Avare avare gezdiğin sokaklarda büyük bir kitapçıya girmiş, cebindeki az paraya rağmen kitaplara göz atıyorsun. Güzel bir şeyler bulabilirsen kesinlikle alacaksın! Canın gerçekten çok sıkılıyor, Buse olayının başladığı günlerden beri doğru düzgün kitap da okumuyorsun zaten. Raflardaki kitaplara bakarken bir anda turuncu düz kapaklı, senin yaşındaki hiçbir çocuğun dikkatini çekmeyecek bir kitaba gözün takılıyor, kitabın üzerinde “Beş Konferans ve Psikanaliz’e Toplu Bakış” yazıyor, altında da yazarın adı: “Sigmund Freud” Bu yazarı duymuştun ama daha önce hiçbir kitabını okumamıştın, heyecanla kitabın arkasını çeviriyorsun; fiyatı da oldukça ucuz! Kitabın içine bakarak kasaya doğru yöneliyorsun. Kasada duran tecrübeli kitapçı, kocaman göbekli ve sakalları tüm suratını istila etmiş, kocaman kalın camlı bir gözlüğü olan ve 40’lı yaşlarda gösteren bir adam; dışarıdan bakınca dükkanda bulunan tüm kitapları hatim etmiş gibi bir izlenim uyandırıyor insanın üzerinde. Senin elindeki kitabı görünce, “Bunu alacağından emin misin genç adam?” diyerek gülüyor.<br />
<span id="more-8"></span><br />
         “Evet!” diye yanıtlıyorsun, “Bir sakıncası mı var yoksa?”</p>
<p>         Kitapçı suratındaki gülümsemeyi kahkahaya çeviriyor ve “Hayır canım,” diyor, “ne sakıncası olacak, ama senin gibi bir çocuk için oldukça zorlayıcı bir kitap o!”</p>
<p>         Elinde tuttuğun kitabı artık çok daha fazla merak ediyorsun. Hemen kitabın ücretini ödeyip ve hızla kapıya doğru yöneliyorsun. Parayı kasaya koyarken, sana dönüp alaycı bir şekilde gülümsüyor kitapçı.</p>
<p>         “Anlayamazsan getir, değiştirelim! Paran boşa gitmesin!” diyerek sürdürüyor muzırca gülüşünü.</p>
<p>         Teşekkür ederek dükkandan ayrılıyorsun ve son hızla eve gidiyorsun, eve girer girmez üzerindekileri çıkarıp bir kenara atıyor, yatağına uzanıyor ve elindeki bu incecik kitabı okumaya başlıyorsun.</p>
<p>         Gelecekte en büyük iki öğretmeninden biri olacak olan Freud ile bu şekilde tanışıyorsun ve tüm hayatın birden bire değişiveriyor. Toplam 160 sayfalık bir kitap, kafandaki tüm cevapsız sorulara tatmin edici cevaplar vererek tüm hayatını altüst ediyor. Bu inanılmaz ama gerçek!  İlk okumanın ardından hızla eline bir tükenmez kalem alarak, önemli yerlerin altını çizmeye kalkışıyorsun,ve böylece kitabın %80’inin altını çizmek zorunda kalıyorsun. Peki neydi seni bu kadar etkileyen ve tüm hayatını değiştiren şey?!</p>
<p style="text-align: justify;">*  *  *</p>
<p>         Dedim ya, o kitabı okuyuncaya kadar Buse’nin seni sevmemesinin nedeni olarak sadece kendi çirkinliğini sorumlu tutuyordun ama bu büyük öğretmen, Freud, sana bunun gerçek nedeninin bambaşka bir şey olduğunu tek hamlede göstermeyi başardı.</p>
<p>         Senin çirkin olman değildi Buse’yi senden uzaklaştıran asıl etmen, Freud kızların erkeklere karşı ciddi bir hırs beslediklerini, bunun da erkekler gibi bir penise sahip olamadıkları için yaptıklarını söylüyordu. Çünkü küçük kızlar penis sahibi olmayı daha o zamanlarda bilinçaltlarında “iktidar” sahibi olmakla eşitliyor ve bir penise sahip olmak için çabalı-yorlar ancak bunu başaramayınca bu isteklerini “penisin sahibine sahip olma” hırsına çeviriyorlardı. Buse ezilmişliğinden kurtulmak için, senin gücüne ihtiyaç duyuyordu ve sen acı çektikçe bundan sadistçe bir zevk alıyordu! Bunları okuyuncaya kadar kendini Buse’nin karşısında ezilmiş, güçsüz ve çaresiz hissediyor, Allah vergisi çirkinliğin nedeniyle hayattan artık nefret ediyordun! Ama Freud, bu büyük öğretmen, sana hayatı yeniden sevdirmeyi başardı. Evet, güçlüydün sen hem de kat kat güçlüydün Buse’den! Buse ancak kıskanırdı seni, Buse ve tüm diğer kızlar senden zayıftı! Yalnızca senden de değil üstelik, tüm erkeklerden zayıftı kızlar! Erkekler daha doğar doğmaz fark atmıştı kızlara: Resmen 3-0 galip başlıyorlardı maça!</p>
<p>         “Acaba” diye soruyorsun kendine, “Buse çirkin olduğum için reddetmediyse neden reddetti beni?”</p>
<p>         Uzun uzun bunun üzerinde düşünüyorsun ve sonunda odada kimse olmamasına rağmen, yüksek sesle cevap veriyorsun kendi sorduğun bu soruya!</p>
<p>         “Çünkü salak!”</p>
<p>         Ardından yeniden kendi sessizliğine gömülüyor, geçmişi düşünüyorsun! Buse salaktı, bundan en ufak bir şüphe bile duymuyorsun, peki sadece Buse miydi salak olan yoksa Freud’un söylediği gibi diğer kızlarda mı salaktı? Sınıftaki diğer kızları düşünüyorsun, diğer kızlar da Buse’den daha az salak gibi gelmiyor sana.</p>
<p> Bu inanılmaz tespitlerden sonra kendisine çok daha zor sorular sormaya başlıyorsun.</p>
<p>Ciddi konularda &#8211; mesela kozmoloji ciddi bir konudur &#8211; makale yazma becerisi gösterebilmiş kaç kadın kuramcı var?! Düşünüyorsun ama hiç böyle bir kadın tanımadığına karar veriyorsun. Kaç kadın tüm Dünya tarafından kabul edilen bir buluşa imza atmış? Böyle bir kadın da tanımıyorsun. Kaç tane kadın peygamber gelmiş? Çok dikkat çekici bir şekilde gerek semavi gerekse beşeri dinlerde, tarih süreci boyunca bir tane bile kadın peygambere rastlanmamakta, bunu dinler tarihi üzerine bir kitapta okumuştun, bunu hatırlayarak daha da şaşırıyorsun! Kaç kadın filozof var? Ufak yaşına rağmen oldukça fazla filozof tanıyorsun ama bunların arasında bir tane bile kadın yok! Yani numunelik olarak bile yok! Bunlar dehşet şeyler, tüm bunları neden daha önce düşünemediğini düşünerek kendine kızmaya başlıyorsun ve daha da hırslanarak soruları sıralamaya devam ediyorsun!</p>
<p>Bilimsel alanlarda çalışma kabiliyeti gösterebilmiş kaç kadın var ve erkeklere oranı ne? Kaç kadın bir ülkenin kaderini değiştirecek bir devrim gerçekleştirmiş tarihte? Bir an için kendinde kasıt olduğunu sanıyorsun, çünkü böyle bir kadın da yok! Tüm devrimler erkekler tarafından gerçekleştirilmiş! Kaç kadın askeri strateji üretebilecek kadar zeki? Tarihte meşhur olmuş kaç kadın ressam var? Kaç tane kadın klasik müzik sanatçısı var? Kaç tane kadın virtüöz var? Yok! Yok! Yok! Numunelik bile yok!</p>
<p>Delirmek üzere olduğunu hissederek, şaşkınlıktan saçını başını yolmaya başlıyorsun! Kesinlikle bu kadar beceriksiz mi kadınlar? Yoksa sende mi bir kasıt var? Hayır, gerçekten sorduğun soruların cevapları ortada! Bunların hepsini üst üste koyunca kızların ne kadar basit oldukları kolaylıkla ortaya çıkıyor!</p>
<p>Biraz sakinleştikten sonra yeniden gözlerini uzaklara dikiyorsun ve kendine sorular sormaya devam ediyorsun.</p>
<p>         “Peki, salak kız nasıl tavlanır?”</p>
<p>         Bu soru gerçekten çok zor, bu sorunun cevabını bilsen zaten bugün bu halde olmazdın, Buse yüzünden hayatın tümüyle karmaşaya dönüştü ve adım adım intihara doğru ilerliyorsun. Peki sorunun cevabını bilmemek soru sormamayı gerektirir mi? Yoksa cevabını bilmediğin soruları sormak, soruların cevaplarını bulmak için atılması gereken ilk ve en önemli adım mı? Buna tam olarak karar veremediğin bir sırada, bomboş odanın içerisinde, bir kez daha açıyorsun dudaklarını ve yüksek sesle yeniden soruyorsun o soruyu!</p>
<p>         “Salak kız nasıl tavlanır?”</p>
<p>         Bu sorunun cevabı bulunursa, Buse yüzünden çektiğin tüm acı yok olacak, belki bu sorunun cevabı sayesinde Buse’yi bile tavlayabilirsin, ama artık çok geç, bunu yapmak eskisinden de zor, bunu düşünerek bir süre umutsuzluğa kapılıyorsun. Buse’yi tavlamana yaramayacak bir cevap ne işine yarayacak ki? Sonra toparlanıyorsun ve Freud’un söylediklerini yeniden düşünüyorsun, Freud Buse’den bahsetmiyordu ki, tüm kızlardan bahsediyordu! Tüm kızları aynı kefeye koyup öyle tartıyordu! Ama tüm kızlar için iddia ettiği şeyler, Buse’nin üzerine, ölçüsü alınarak dikilmiş bir elbise gibi cuk diye oturuyordu! Öyleyse sen de öyle yapmalısın! Sadece Buse’yi düşünerek sormadın bu soruyu çünkü. Soru “Buse nasıl tavlanır?” değildi, “Salak kız nasıl tavlanır?” dı. Evet gizli özne gene Buse’ydi ama şimdi önünde çok daha zor bir süreç vardı!</p>
<p>Buse’nin seni reddettiği günden beri kızlara karşı içinde durmadan büyüttüğün nefret zaten aklını başından almıştı! Kendi çektiğin acıyı bir kendin bir de Allah biliyordu! Ama artık acı çekmemeliydin! Yalnız kendin de değil, bu basit kızlar yüzünden artık hiçbir erkek acı çekmemeliydi! Bir formül üretmenin vakti gelmişte geçiyordu! Bunları düşünerek defterinden koparttığı bir sayfanın üzerine ciddi ciddi o lanet soru cümlesini yazıyorsun. Sayfada yalnızca büyük harflerle yazılmış bu soru var. Durmadan soruya bakarak cevap arıyorsun.</p>
<p>“Salak kız nasıl tavlanır?”</p>
<p>        </p>
<p>* * *</p>
<p>         Cevabı bulamayacağına karar verdikten sonra, pes etmek yerine, cevabı bulmak için yollar aramaya başlıyorsun. İlk ilhamı Freud’dan aldıysan bu Freud tek bir kitap yazmamıştır büyük olasılıkla! Hatta bu kitabı aldığın rafta bile buna benzeyen birkaç kitap daha vardı, belki de onlar da Freud’un kitaplarıydı. Akşam eve gelen annesini zorlayarak iki haftalık harçlığını peşin olarak almayı başarıyorsun ve ertesi gün kitabı aldığın kitapçıya tekrar gidiyorsun. Seni hatırlayan kitapçı gülümseyerek karşıladı seni.</p>
<p>         “Hoş geldin!” diyor, “Kitabı geri getirdiysen değiştirebiliriz…”</p>
<p>         “Hoşbulduk,” diyerek yanıtlıyorsun onu, “tam tersine, Freud’un başka kitapları varsa onları da almaya geldim!”</p>
<p>         Kitapçı, gerçekten hayatının en garip dakikalarını yaşıyordu herhalde. Ufacık boyuna aldırmadan bu çocuk Freud mu okuyordu?! Buna kesinlikle ihtimal vermedi ve hayretle sana bakmaya başladı.</p>
<p>         “Freud mu okuyorsun yani?” diye soruyor şaşkınlıktan kaşlarını alnına kadar kaldırarak, “Yoksa beni mi kandırıyorsun?”</p>
<p>         “Elbette okuyorum!” diyerek yanıtlıyorsun, kitapçının kalın gözlük camlarının ardından daha da korkunç gözüken şaşkın bakışlarına hiç aldırmadan.</p>
<p>         Kitapçı rafların arkasından bir iskemle çekerek sana doğru uzatıyor ve gülümseyerek “Öyleyse otur bakalım,” diyor, “ne içersin? Çay söyliyim mi sana?”</p>
<p>         Çay teklifini olumlu karşılıyor ve yavaşça iskemlenin üzerine oturuyorsun, bu koca kitapçı dükkanında kitapçı ve senden başka kimse yok. Kitapçı elini uzatarak,  “Ben Kadir,” diyor, ”senin adın ne bakalım?”</p>
<p>           “Oktay,” diyerek adını söylüyorsun gelen çayına şeker atarken, “tanıştığımıza memnun oldum.”</p>
<p>         “Peki Oktay, gerçekten geçen gün aldığın kitabı okudun mu?” diye soruyor Kadir, ve uzun sakallarını hayretle sıvazlıyor.</p>
<p>         “Evet,” diyerek yanıtlıyorsun bu soruyu, “gerçekten şaşırtıcı mı bu kadar?”</p>
<p>         “Ah, evet!” diyor Kadir, çayından bir yudum alıyor, “Bundan emin olmak istiyorum, neyden bahsediyor Freud o kitapta bana anlatabilir misin?”</p>
<p>         “Öncelikle bilinçaltı mekanizmalarından,” diyerek küstahça gülümsüyorsun, “ruhsal yapıyı etkileyen tüm faktörleri üçe bölmüş. Id, ego ve süperego olarak! Ama kitaptaki en önemli konu Oedipus Kompleksi ve Elektra Kompleksi olarak adlandırdığı insan hayatına tümüyle etki eden karakter bozuklukları. Bunları sadece nevrotik hastalar için değil, tüm insanlar için varsayılan olarak alıyor! Cinselliği hayatın en önemli kısmına koymuş ve her şeyi bunun bir yansıması olarak ele almış! Bir de tesadüfi sandığımız bir çok şeyin bilinçaltı tarafından kurgulanan şeyler olduğunu ve bilinçaltının gerçek düşüncelerini ele vermemek için kullandığı sembolleştirmelerden bahsediyor, rüyaları da bu sembolleştirmelerin başına koyuyor!”</p>
<p>         “Naaptın oğlum sen?” diye hayretle bağırıyor Kadir, “Resmen kayışı kopartmışsın!”</p>
<p>Kadir, senin aldığın kitabı hakikaten okuduğuna fazlasıyla ikna olmuştu ama anlayamadığı şey kendisinin 30’lu yaşların sonunda okuduğu ve o zamanlar bile tam olarak anlayamadığı bu kitabı 14 – 15 yaşlarında gözüken bir çocuğun üç gün içerisinde nasıl derinlemesine özümsemiş olduğuydu.</p>
<p>         “Koparttım galiba!” diye neşeyle gülümseyerek karşılık veriyorsun Kadir’in bu şaşkın haykırışına, “Ama Kadir abi, neden bu kadar şaşırdın ki?!”</p>
<p>         “Boşver” diyerek biten çay bardağını tezgahın üzerine koyan Kadir, senin omzuna dostça dokunup, “Hadi kalk,” diyor, “sana Freud’un diğer kitaplarını göstereyim…”</p>
<p>         Sevinçle yerinden kalkarak, kitaplarla dolu rafların arasında Kadir’i takip ediyorsun ve kitapları görünce bir hazine bulmuş korsan kadar seviniyorsun.</p>
<p>Kadir, “İşte,” diyor, bir rafı gösterirken, “aradığın her şey burada…”</p>
<p>         Rafta Freud’un 4 – 5 kitabı, ve başka kitaplar var. Sen büyük bir heyecanla Freud’un kitaplarını eline alıyorsun, ve bakmaya başlıyorsun, elindeki kitaplardan biri “Günlük Yaşamın Psikopatolojisi” adını taşıyor ve bir önceki kitapta Freud’un bu kitaptan bahsettiğini hatırlayıp hemen kenara ayırıyorsun, para derdin olmasa elbette hiç düşünmeden tümünü alır ve hemen eve giderdin, aradığın sorunun cevabını Freud vermiş olmalı, buna tümüyle inanıyorsun. Elinde tuttuğun kitaplardan ikincisinin üzerinde, “Psikanaliz Üzerine” yazıyor, bunu da inceleyip kenara koyuyorsun, ardından cebindeki parayı hatırlayıp, yalnızca bir tane daha alabileceğini fark ediyorsun, sonra elindeki diğer üç kitaptan biri olan “Amatör Psikanalizi” adlı kitabı da alarak kasada oturan Kadir’e doğru yürümeye başlıyorsun. Keyifle gülümseyerek elindeki kitapları alan Kadir, arkalarını çeviriyor, fiyatlarına bakıyor ve toplam fiyatın yarısını istiyor senden.</p>
<p>         Bu sırada tezgahın arkasındaki raftan kalınca bir kitap daha çekerek, onu da sana uzatıyor ve “Bu Benim sana hediyem…” diyor bu kez sevecen bir şekilde gülümseyerek. Kitaba üstün körü bir baktığında “Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt” yazdığını görüyorsun. Ama Freud’un kitaplarını almış olmanın getirdiği sevinçle bunu o an için önemsemiyorsun bile.</p>
<p>         “Kadir abi, bir yanlışlık olmasın ben az önce baktım etiketlere biraz daha pahalıydı…” demeye çalışırken, “Sana biraz indirim yaptık canım,” diye gülümseyerek susturuyor seni Kadir, ve “arada sırada uğra konuşuruz&#8230;” diye ekliyor sen tam kapıdan çıkarken.</p>
<p>Kitapçı Kadir, o güne kadar hiçbir müşterisini o kadar iyi bir gülümsemeyle uğurlamamıştı o dükkandan! Ufak bir dahi olduğunu düşündü senin! Ve sen gittikten sonra bomboş kalan dükkanda şaşkınca düşündü. “Peki bu çocuk psikanalizle ne yapacak?” diye sordu kendisine hayretle, “Kız tavlamaya yaramaz ki psikanaliz!&#8230;”</p>
<p>                  </p>
<p>* * *</p>
<p>         Eve girer girmez elindeki kitaplarla yeniden yatağına uzanıyorsun, Günlük Yaşamın Psikopatolojisi adlı kitabı açarken, “Neden kız tavlamaya yaramasın ki psikanaliz?” diye düşünüyorsun, “Eminim, Freud bu sorunun cevabını bulmuştur, ya da bulmaya çok yaklaşmıştır, bana yardım edebilir!”</p>
<p>         Sonra da büyük bir hızla kitapları okumaya koyuluyorsun, bu kez daha kitabı okumaya başlar başlamaz altını çizmeye başlıyorsun. Kaybedecek bir saniyen bile olmadığını düşünüyorsun.</p>
<p>         Yaklaşık bir haftadır sadece bu üç kitapla uğraşıyorsun. Başka hiçbir şey düşünmüyorsun, ne Buse’yi, ne okulu ne de başka herhangi bir şeyi! Yalnızca Freud’un bahsettiği şeylere odaklanmış, sessizce Freud’u dinliyorsun. Okudukça düşüncelerinde haklı olduğunu görüyor, ancak Freud’un tam olarak senin istediğin şeyleri açıklamadığını da üzülerek farkediyorsun. Önemli değil, bu kadar ipucu da yeter sana, hiç yoktan iyi!</p>
<p>Evet, çirkinsin, zengin de değilsin, ama zekisin! Buse seni reddettiğine pişman olmalı! Bunu yapacaksın, hırsın göğüs kafesine sığmıyor, durmadan duvarları yumrukluyor içindeki heyecan! Freud, bir doping hapı gibi karıştı artık kanına, geri dönüş yok!</p>
<p>         Öncelikle, ruhsal yapı hakkında çok önemli şeyler söylüyor Freud. Bunlardan en önemlisi bilinçaltı ve baskılama mekanizmaları. Freud açık açık söylemese de lafı sonuçta evirip çevirip şuraya getiriyor: “İnsan bir hayvandır, tek başına bıraksan sadece cinselliğini ve karnını doyurmayı düşünür, saldırgandır, vahşidir! İnsanın bunları yapmasına engel olan şey ise toplumsal baskılamalardır. İnsanlar, toplumun baskısı ile evcilleştirilmekte, toplumun istediği gibi davranmakta ama diğer yandan kendi istedikleri şekilde davranamıyor oldukları için de mutsuz olmaktadırlar!”</p>
<p>         “Vay be,” diye düşünüyorsun bunları öğrenince, “yoksa Buse de beni sevmişti de toplumun baskısıyla mı beni reddetmek zorunda kalmıştı?”</p>
<p>         Bu soru bir bıçak gibi aniden saplanıveriyor kalbine! Tabi ya, Buse de sevmişti seni! Bunu nasıl daha önce düşünememiştin ki?! Biraz geç olsa da dank etti sonunda kafana! Oturup hızla geçmişi düşündün, Buse ona tam “Evet!” diyecekken, neden bir anda kararını değiştirsindi ki?! Sen çirkin olduğu için olsa, en baştan ümit vermezdi, ama tam “Evet!” diyeceği sırada neden vazgeçmişti Buse? Freud’a sorarsan, Buse’nin cinsel anlamda seni arzuladığını, fakat bunun toplum tarafından yasaklanması nedeniyle, toplumla karşı karşıya gelmemek için Oktay’ı reddetme yolunu seçtiğini söyleyecekti! Bu dehşet bir iddiaydı! 14 yaşında ve &#8211; muhtemelen &#8211;  daha âdet bile görmemiş küçük bir kız, bir erkeği neden cinsel olarak arzulasındı ki? Çünkü cinsellik bedensel gelişimle alakalı değildi Freud’a göre, yani herkesin sandığı gibi ergenlikle birlikte başlamamaktaydı. Freud bizzat kendisi, herkesin bu iddiaya karşı çıktığını yazıyordu kitaplarında ama yine de vazgeçmiyordu bu iddiadan! Yunan mitolojisinden örnekler veriyor, bunları detaylarıyla anlatıyor ve “Bunları ben icat etmedim, zaten vardılar!” diye bas bas bağırıyordu!</p>
<p>         Kafan iyice karışıyor, seni ilgilendiren tek şey Buse’nin seni neden reddettiği, Freud cevap veriyordu bu soruya ama o da çok karmaşık, bir dedektif gibi iz sürmek, detaylı bir şekilde araştırma yapmak gerekiyor. O gece, bunun basit bir konu olmadığına ve üzerinde uzun süre düşünülmesi gerektiğine karar vererek huzur içinde uyuyorsun. Ve ondan sonraki günlerini durmadan bu kitaplardaki bilgileri düşünerek, kendine sorular sorarak ve cevaplar arayarak geçirmeye başlıyorsun.</p>
<p style="text-align: justify;">* * *</p>
<p>         İki ay boyunca gömüldüğün kitaplar artık, sana bir çok şey anlatmaya başladı, bu sırada yaz tatilinin gelmesi ile birlikte okullar da kapandı ve sen kendini tümüyle Freud’un içine gömülmüş buldun. Artık sabah erkenden kalkıyor, kahvaltı ediyor sonra odana kapanıp, sanki yazılı sınava girecekmiş gibi Freud çalışıyorsun. Tüm yaşıtların bir meşin yuvarlağın peşine düşmüş, çift kale maç yaparken, sen odanda bilinçaltını keşfetmeye çalışıyorsun! Okudukça hırsın artıyor, giderek daha da hınçlanarak cevaba yaklaşıyorsun. Aslına bakılırsa, daha o günlerde buldun gerçek cevabı; asıl sorunun temelini <strong>toplumsal baskı </strong>oluşturuyor. Tabi Buse’yi de eskisi kadar suçlamıyorsun artık, her şey Buse’nin bilinçaltında olup bitmişti çünkü. Artık Buse’ye değil, Buse’nin bilinçaltına kesiyorsun çektiğin bu büyük acıların kabarık faturasını!  </p>
<p>         Aylardır yüzünü bile görmemene rağmen, Buse’ye olan aşkın da gün geçtikçe büyüyor, nefretle aşk arasında sürekli gidip geliyorsun. Bir yandan Freud’un anlattığı gerçekten karmaşık şeylerle, bir yandan da Buse’nin hasretiyle uğraşarak kocaman bir yaz tatili geçiriyorsun.</p>
<p>        </p>
<p>         Bu yaz tatilinde, tüm hayatın boyunca öğrendiğin şeylerin en az on katı daha fazla şey öğreniyorsun. Öğrendiğin en önemli şey kızların zayıf yaratıklar oldukları! Freud’u okurken sık sık durup, tanıdığın kızları düşünüyor, yeni öğrendiğin bu bilgiler ışığında geçmişteki bilgilerini ölçüyorsun. Kızlar çok çabuk değişebilen yaratıklar ve ne zaman ne yapacaklarını kestirmek kesinlikle mümkün değil. Bunu çok önceden beri biliyorsun! Kızların bir günleri bir günlerini tutmuyor. </p>
<p>* * *</p>
<p>         Kızlar hakkındaki düşüncelerin artık kafatasına sığmaz hale geldi, bu yüzden eline kalem kağıt almış, aklına gelenleri sık sık not alıyorsun. Tespit ettiğin en önemli şey kızların değişken yapıya sahip oldukları. Bunun dışında tanıdığın tüm kızları düşündüğün zaman hepsinin çok önemli bir ortak özelliği daha olduğunu görüyorsun. Evet, kızların hepsi gruplar halinde takılıyorlar. Tek başına dolaşan bir kız bulmak neredeyse mümkün değil. Kızlar etraflarında önce dörder – beşer kişilik gruplar oluşturuyorlar, o gruplar içinde de ikişerli üçerli ayrı gruplara bölünüyorlar. Peki kızlar bu arkadaşlarını nasıl seçiyorlar? Bu gruplar neye göre oluşuyor? Erkeklerde genellikle iki kişilik arkadaşlıklar ön plandayken, kızlar neden daha büyük gruplar oluşturuyorlar? Bu soruları hızla önündeki kağıtlara not alıyorsun ama cevaplarını vermek için daha çok erken.</p>
<p>         Bu soruların ardından kızlar hakkında bildiğin şeylerin gerçekten çok az olduğunu anlıyorsun, dışarıya çıkıp gerçek hayatta kızları gözlemlemeli ve not almalısın! “Sosyal bilimlerde, tüm Dünya laboratuardır!” diye bir söz hatırlıyorsun, belki de bu sözü kendin uydurdun, buna karar veremiyorsun ama önemli de değil çünkü çok daha önemli bir şeye karar veriyorsun: Kızları daha yakından tanımak zorundasın ve bunu kapalı bir odanın içerisinde yapmak pek kolay gözükmüyor.</p>
<p>         O sene ortaokulu bitirdin ve liseye kaydını yaptırdın. Lise yepyeni bir ortam senin için, girdiğin sınavda İstanbul’un gözde liselerinden birisini kazandın, yabancı dille eğitim yapan bu lise yalnızca seçilmiş öğrencilerden oluşuyor. Bu nedenle kızların eskisi kadar salak olmayabileceklerini düşünerek üzülüyorsun. Belki de teorilerin yanlış çıkacak! Öyle ya, kız da olsalar, onlar da okula sınavla gelmiş olacaklar! Bunu zaman gösterecek.</p>
<p style="text-align: justify;">         O sırada, garip bir merakla düşünürken gözün birden elindeki kağıdın üzerinde kocaman harflerle yazılı duran “Salak kız nasıl tavlanır?” sorusuna takılıyor. Bu soru çok uzun! Sorarken kaybettiğin vaktin haddi hesabı yok! Bu vakti de düşünmeye ayırabilirsin tabii ki, bu nedenle daha kısa bir isim düşünmeye başlıyorsun. Hem sana bu soruyu tüm çıplaklığıyla hatırlatacak hem de çok daha kısa bir isim ne olabilir ki?! Bu soruyu oluşturan kelimelerin baş harflerini yan yana yazıyorsun ve yüksek sesle okuyorsun:</p>
<p>         “SKNT”</p>
<p>         Resmen yasadışı bir örgüt adı gibi duran bu kısaltma, kulağa oldukça hoş geliyor, ama ne şekilde okunacak bu?! “SaKaNeTe” diye mi, “SeKeNeTe” diye mi? Yoksa İngilizce olarak “eSKeyeNTi” diye mi? İlki  olan “SaKaNeTe” okunuşu diğer tüm şeçeneklerden daha güzel geliyor kulağına! Hem böylece sorunun sakatlığı da ortadan kalkıyor ve yüksek sesle bunu söylesen bile kimse senin neyden bahsettiğini anlamayacak. Buna isim koymuş olmak seni oldukça rahatlattı, tabi daha o günlerde koyduğun bu ismin nerelere geleceğini, kızları nasıl canından bezdireceğini ve bir zafer anıtı olup tüm erkeklerin gözünde nasıl yükseleceğini bilmiyorsun! O günler için bu kısaltmayı yalnızca sen biliyorsun!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sknt.org/konular/iii-kiz-psikolojisine-hizli-giris/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>IV &#8211; Ergenlik Döneminde Kız Davranışları</title>
		<link>http://www.sknt.org/konular/iv-ergenlik-doneminde-kiz-davranislari</link>
		<comments>http://www.sknt.org/konular/iv-ergenlik-doneminde-kiz-davranislari#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 19:40:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin Abi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Asıl Mevzular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/sknt/?p=10</guid>
		<description><![CDATA[    Kazandığın lisenin açıldığı sabah, okula gittiğinde, herkesten daha heyecanlı olduğun her halinden belli. Kafandaki tek düşünce kızlarla tanışmak ve onların davranışlarını izlemek. Freud çok ciddi şeylerden bahsetse de, gerçekte ihtiyacın olan daha basit bilgiler var. Daha o zamana kadar hiçbir kitabın önemseyerek üzerinde durmadığı basit bilgiler belki de sana sorduğun o lanet soruyu cevaplamak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">    Kazandığın lisenin açıldığı sabah, okula gittiğinde, herkesten daha heyecanlı olduğun her halinden belli. Kafandaki tek düşünce kızlarla tanışmak ve onların davranışlarını izlemek. Freud çok ciddi şeylerden bahsetse de, gerçekte ihtiyacın olan daha basit bilgiler var. Daha o zamana kadar hiçbir kitabın önemseyerek üzerinde durmadığı <strong>basit bilgiler</strong> belki de sana sorduğun o lanet soruyu cevaplamak için büyük bir fırsat verebilir.</p>
<p>         Sınıfa geldiğin ilk gün, sınıfı ciddi bir şekilde gözlemlemeye başlıyorsun. Sınıf toplam 38 kişiden oluşuyor ve bunlardan 14 tanesi kız. Bunu daha ilk dersten sayıyorsun. Kızlara daha ilk teneffüsten itibaren dikkatle bakmaya başlıyorsun ve çok geçmeden sınıftan ancak 8 kızın işe yarar güzellikte olduğuna karar veriyorsun. “Diğer 6 tanesini at gitsin!” diye düşünerek gülümsüyor ve sessizce etrafı izlemeye devam ediyorsun.</p>
<p>         Ertesi gün okula geldiğinde ise çok şaşırtıcı bir şeyle karşılaşıyorsun. Bu okul tüm şehirden sınavla toplanan insanlardan oluşuyor, sınıfa gelen hiç kimse birbirini daha önceden tanımıyor ama okulun daha ikinci gününden kızlar birbirleri ile kaynaşmış ve sınıfta üç kız grubu oluşmuş. Peki neden ve nasıl üç ayrı gruba bölünmüştü bu kızlar? Sınıftaki erkekler daha birbirinin adını bile öğrenemeden bu kızlar nasıl olup da kol kola girerek bahçede tur atmaya başlamışlardı? Onları birbirine çeken şey neydi? Neye göre oluşturdular bu grupları? Ve neden daha ikinci günden iki kız grubu birbirine girdi? Bu sorular senin beynini kemirirken, birden gruplaşan kızların ortak özelliklerini incelemenin işe yarayabileceğini düşünüyorsun.</p>
<p><span id="more-10"></span></p>
<p>         Birinci kız grubu, 5 kişiden oluşuyor. Bu gruptaki kızların 4 tanesi oldukça güzel ve gerçekten havalı gözüküyorlar. Diğer grup üyesinin de yüzünde masumane bir güzellik var ama gruptaki öteki kızlar gibi havalı değil, oldukça suskun. Diğerleri şuh kahkahalar atarken bile o sessizce duruyor ama nasıl olduysa kendisini o gruba dahil ettirmeyi başarmış.</p>
<p>         “Herhalde,” diye düşünüyorsun bir filozof gibi ciddiyetle kız grubuna doğru bakarken, “bu kızlar güzelliği ön plana koydular ve güzel kızlar bir grupta birleşti.” Ardından yeni bir gerçek keşfetmenin huzuruyla gülümsüyor, cebinden çıkarttığın kağıda hızla bunu not alıyor ve gözünü diğer kız grubuna çeviriyorsun.</p>
<p>         Diğer kız grubu 6 kişiden oluşuyor ve cam kenarındaki üç sıra boyunca arka arkaya dizilmişler. Bu kızların 5 tanesi normalden daha kilolu kızlardan oluşuyor ve geri kalan bir tanesi de hafif tombul. Hepsi durmadan abur cubur atıştıran, ellerinde su şişeleriyle gezen “ayı balığı” cinsinden kızlar ve pek güzel oldukları söylenemez. Ancak aralarında iki tanesi, hafif tombul olsalar da fazla kilolu değiller, ve çok zorda kalınırsa bu kızlara da çıkma teklif edilebilir. Bu gruptaki kızlar ayrıca durmadan gülüyor, birbirlerine vurup, sınıf içerisinde koşuşturuyor, oldukça çocukça davranıyorlar. Bu kızları birleştiren ortak nokta kilolu ve nispeten çirkin olmaları mıydı, yoksa bu çocukça davranışları mıydı buna tam karar veremiyorsun ve her ikisinin de grubun inşasında çok önemli rol oynamış olabileceğini üzerinde düşünüyorsun.</p>
<p>           Geriye kalan 3 kız ise sınıfın en arka sıralarında oturuyor ve üçü de sınıftaki diğer kızlara göre daha uzun boylu. Bu üçlünün içindeki iki kız oldukça tatlı bir güzelliğe sahip ama diğerinin yüzüne hiçbir erkeğin bakmayacağına iddiaya girilebilir. Bu gruptaki kızlar sürekli alçak sesle konuşuyorlar, birbirlerinin kulaklarına eğiliyorlar ve yüzlerini duvara dönerek gülüyorlar. Hepsi utangaç bir yapıya sahip. Sana göre onları bir araya getiren asıl etmen utangaç olmaları, çünkü başka hiçbir ortak noktaları gözükmüyor, yoksa üzüm üzüme 2 gün baksa da kararıyor mu?!</p>
<p>         Tüm bu bilgileri almış olmana rağmen, hâlâ kafandaki sorulara tam yanıtlar veremiyorsun. Özellikle de kızların neden ve nasıl bu kadar hızlı şekilde birbirlerini seçtiklerini anlayamıyorsun. Okuldan çıkıp eve gittiğinde bile hâlâ bu soruyu düşünüyor ve buna bir anlam vermeye çalışıyorsu. Bu sırada kızları gözlemlemenin oldukça zevkli olduğunu da keşfediyorsun ve ondan sonraki tüm günlerini okulda kız gözlemleyerek geçirmeye karar veriyorsun.</p>
<p>        </p>
<p>* * *</p>
<p>         O günlerde tam olarak çözemediğin bir çok şeyi ilerleyen günlerde hem kız grupları ile samimiyet kurarak hem de hocan Freud’un büyük yardımlarını alarak çözecek ve “Bunu o zaman neden anlayamadım ki?” diyerek kafanı defalarca duvarlara vuracaktın. Sana göre, ergenliğin başlangıç döneminde olan bu kızlar mutlaka ama mutlaka bir grup içerisinde yer almalıydılar, çünkü tek başlarına hayatta kalamayacak kadar güçsüz hissediyorlardı kendilerini. Erkekler karşısında eziklik duyuyorlar ve bir araya gelerek dışarıdan gelecek tehlikelere karşı kendilerini daha da güvende hissetmek istiyorlardı. Gerçekten de erkekler, grup içerisindeki kızlara yanaşamıyor, onları gruptan ayrı yakalamaya çalışıyor ama bunu asla başaramıyorlardı. Tıpkı senin Buse’ye çıkma teklif edeceğin zaman olduğu gibi! Buse de sürekli Dilek’le beraber dolaşarak dışarıdan gelecek tehlikeleri bertaraf edebileceğini sanıyordu. Hem de sana açık açık, “Başkalarının yanında söyleme, tek başınayken çıkma teklif et!” diyerek, gruplaşmanın kızları bu tarz şeylerden koruduğunu daha o zamanlar itiraf etmişti. Sen, bunu neden o zamanlar anlayamadığına yanadur, gruplaşmalarla ilgili gitgide daha önemli bilgilere ulaşıyorsun.</p>
<p>         Gruplaşmanın en önemli nedeninin “<strong>korunma içgüdüsü”</strong> olduğuna karar verdikten sonra, kız gruplaşmalarını oluşturan diğer etmenlerin üzerinde düşünmeye ve araştırma yapmaya başlıyorsun. Bu sırada sınıftaki erkeklerle neredeyse hiç konuşmuyor ama tüm kız gruplarıyla oldukça samimi pozlar veriyorsun. Artık kızlardan korkmuyor, onlara kolaylıkla yaklaşabiliyorsun, nasıl olsa sen Buse’ye aşıksın ve diğer kızlar senin için yalnızca <strong>kobay</strong>.</p>
<p>         Kızlarla yakınlaştığın zaman, okula gelmeden önce “Burası iyi lise, kızlar akıllı olabilir…” kaygısından kısa sürede kurtuluyorsun. Her ne kadar seçilerek de gelmiş olsalar, sınıfta bir tek akıllı kız bile yok; hepsi süzme salak!</p>
<p>Ve kız gruplarının içine girdikçe grubu oluşturan en önemli özelliklerin aslında  kızların <strong>fiziksel özellikleri değil</strong> sahip oldukları <strong>toplumsal statü</strong> olduğunu hayretle görüyorsun. Sen, kızların geldikleri daha ilk günden gruplaşmalarını ancak fiziksel ortak özelliklerine bağlamıştın ama bunun gerçekle hiçbir alakası yoktu.</p>
<p>Bir grubu oluşturan kızlarının hepsinin maddi durumları birbirine çok yakındı, zengin kızlar bir grupta toplanırken, maddi durumu daha düşük seviyede seyreden kızlar kendilerine başka bir grup oluşturuyorlardı. Hiç konuşmadan yapılmış bir anlaşma vardı ortada ve ne hikmetse kızların tümü bu anlaşmaya uyuyordu. Peki ama okula geldiklerinin daha ikinci günü bu grupları kuran kızlar nasıl tespit etmişlerdi birbirlerinin toplumsal statülerini?</p>
<p>         Yaptığın araştırmalara sonucunda şunu anlıyorsun: Burada yine hiç konuşmadan yapılan bir test söz konusuydu, olay tümüyle bilinçaltında gerçekleşiyordu ve kızlar kendilerine en yakın statü de bulunan kızları seçerek onlara yaklaşıyorlardı. Çünkü toplumsal statü bir insanın tüm davranışlarını etkiliyordu, kızın saçını toplama stilinden, eteğinin uzunluğuna, gülümseme şeklinden okuldaki yürüyüşüne kadar her şeyi ama her şeyi etkiliyordu. Tüm bunları daha sonraki derin gözlemlerin sonucu tespit etmiştin; örneğin babası avukat, doktor gibi normalin biraz üzerinde bir toplumsal statüye sahip olan kızlar, daha hızlı yürüyor, daha rahat gülüyor ve daha çabuk sinirleniyordu. Bilinçaltı onlara, “Sen diğerlerinden üstünsün…” mesajını durmadan yolluyor bunu da babasının sahip olduğu mesleğe bağlıyordu. Aynı şekilde, babası daha alt sosyal sınıflara mensup olan kızlar, çok yavaş yürüyor, kısık sesle konuşuyor, gülüşlerini saklıyor ve canları yansa bile bağıramıyorlardı. Kızların gerçekte hiçbiri bunu bilmiyorlardı ama bilinçaltları bunun farkındaydı, bu nedenle de okula gelir gelmez, <strong>doğal seleksiyon</strong> gibi gözükmesine rağmen aslında tümüyle kasıtlı bir elemeden geçirerek seçiyorlardı birbirlerini.</p>
<p>         Aksi taktirde bir gruptaki kızların tümünün babasının arabası olmasına rağmen, diğer gruptakilerin tümünün babasının arabaya sahip olmamasını açıklamak mümkün değildi. Kızlar o grubu oluştururken bunu bilmiyorlardı, belki daha sonradan grup içerisindeki konuşmalar sırasında öğrenmiş olabilirlerdi ama başlangıçta bilmiyorlardı, ancak babasının arabası olan kızın davranış şekilleriyle olmayanın davranışı değişik olduğu için, bilinçaltları birbirlerini bu davranış şekillerinden tanıyordu.</p>
<p>         Araba meselesi tek örnek değildi elbette, bu bilgileri tüm kızların ağzından tek tek alana kadar akla karayı seçmiştin, ama sonunda başarmıştın. Bir gruptaki kızların tümü kendi evlerinde otururken, diğer bir gruptakilerin hepsi kirada oturuyordu. Bir gruptaki kızların tümü 3 kardeşken, diğer gruptakilerin hepsi 2 kardeşti. Bunların hiçbirisi tesadüfi olamayacak kadar kesin bilgilerdi ve sen yavaş yavaş anlamaya başlamıştın artık onları bir araya getiren gerçek nedenleri…</p>
<p style="text-align: justify;">* * *</p>
<p>Kızlarla birebir ilişkilerini ve gözlemlerini de fazlasıyla arttırken, çok geçmeden, bu yaşlardaki kızların hoşlandığı şeylerin aslında standart olduğunu keşfediyorsun. Ve bir kızı tavlayabilmek için bunların ne olduklarını mutlaka bilmek gerektiğini düşünmeye başlıyorsun. Defterinin rastgele bir sayfasını açıp kısa başlıklar olarak yazmaya başlıyorsun bunları. Peki neydi bunlar? Kızların hemen hemen hepsi, kendilerine sorulduğunda, müzik dinlemekten, sinemaya gitmekten kitap okumaktan ve gezmekten hoşlandıklarını <strong>iddia ediyorlardı.</strong></p>
<p>Ama sana göre bu sadece bir iddiadan ibaretti. Yaptığın araştırmalar açıkça gösteriyordu ki; iddialarının aksine, çoğu kızın son okuduğu kitap <strong>Cin Ali</strong>&#8216;ydi!</p>
<p>Kızların müzikten kasıtları ise kızın nasıl bir tip olduğunu rahatlıkla gözler önüne serebilecek çok önemli sosyolojik bir ipucuydu. Daha sonra dinledikleri müziklere göre kızları sınıflandıracak ve böylece dinlediği müziğe göre kız tavlamayı başaracaktın ancak daha önce öğrenmen gereken önemli şeyler vardı.</p>
<p>         Her kızın ilgilendiğini söylemesine rağmen, kızlar sanatla, felsefeyle, kültürle gerçekte kesinlikle ilgilenmiyorlardı. Onlar için neredeyse hayat biçimi olan çok farklı şeyler vardı. Gezme, tozma ve dedikodu her kız için inanılmaz derecede önemliydi. Ama klasik olarak hepsi bunlardan nefret ettiklerini söylüyorlardı.</p>
<p>O günlerde ayrıca bunlardan çok daha önemli bir şey keşfediyorsun. Kızlar, senin ve çoğu erkeğin sandığı gibi, <strong>yakışıklılığa değil</strong> karizmaya önem veriyordu. Yani çok karizmatik bir erkeğin kız tavlama şansı çok yakışıklı bir erkekten yüz kat daha fazlaydı.</p>
<p>Tüm kızlarla ilişkin oldukça sağlamlaştığı sırada keşfediyorsun bunu. Kızlar, kendi aralarında erkeklerden bahsederken, “Çok yakışıklı!” demiyorlar çünkü, “Çok etkileyici!” diyorlar. Yakışıklılık kavramı kızların hemen hemen hiçbirini ilgilendirmiyor. Peki ya Buse’yi? Onu da mı ilgilendir-miyordu yoksa? Bu soru çok canını acıtıyor senin! Ama gerçekten Buse de bir kızdı ve kızlar için yakışıklılık çok da önemli bir şey değildi…  </p>
<p>Peki neden erkekler, kızlarda ilk olarak güzellik ararken, kızlar erkeklerin dış görünüşleri yerine davranışlarına önem veriyorlardı? Bu sorunun cevabını Freud en baştan vermişti; kızlar erkeğin gücünü istiyordu, dış görüntüsünü değil! Çünkü kendilerinin güçsüz olduklarının bilincindeydiler. Kızların ise erkeklere karşı kullanabilecekleri tek koz dış görünüşleriydi! Bunu düşününce, zavallı böcekler gibi gözüktü kızların tümü gözüne!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sknt.org/konular/iv-ergenlik-doneminde-kiz-davranislari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

<!-- Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: http://www.w3-edge.com/wordpress-plugins/


Served from: www.sknt.org @ 2012-05-20 22:12:01 -->
