IV – Ergenlik Döneminde Kız Davranışları

    Kazandığın lisenin açıldığı sabah, okula gittiğinde, herkesten daha heyecanlı olduğun her halinden belli. Kafandaki tek düşünce kızlarla tanışmak ve onların davranışlarını izlemek. Freud çok ciddi şeylerden bahsetse de, gerçekte ihtiyacın olan daha basit bilgiler var. Daha o zamana kadar hiçbir kitabın önemseyerek üzerinde durmadığı basit bilgiler belki de sana sorduğun o lanet soruyu cevaplamak için büyük bir fırsat verebilir.

         Sınıfa geldiğin ilk gün, sınıfı ciddi bir şekilde gözlemlemeye başlıyorsun. Sınıf toplam 38 kişiden oluşuyor ve bunlardan 14 tanesi kız. Bunu daha ilk dersten sayıyorsun. Kızlara daha ilk teneffüsten itibaren dikkatle bakmaya başlıyorsun ve çok geçmeden sınıftan ancak 8 kızın işe yarar güzellikte olduğuna karar veriyorsun. “Diğer 6 tanesini at gitsin!” diye düşünerek gülümsüyor ve sessizce etrafı izlemeye devam ediyorsun.

         Ertesi gün okula geldiğinde ise çok şaşırtıcı bir şeyle karşılaşıyorsun. Bu okul tüm şehirden sınavla toplanan insanlardan oluşuyor, sınıfa gelen hiç kimse birbirini daha önceden tanımıyor ama okulun daha ikinci gününden kızlar birbirleri ile kaynaşmış ve sınıfta üç kız grubu oluşmuş. Peki neden ve nasıl üç ayrı gruba bölünmüştü bu kızlar? Sınıftaki erkekler daha birbirinin adını bile öğrenemeden bu kızlar nasıl olup da kol kola girerek bahçede tur atmaya başlamışlardı? Onları birbirine çeken şey neydi? Neye göre oluşturdular bu grupları? Ve neden daha ikinci günden iki kız grubu birbirine girdi? Bu sorular senin beynini kemirirken, birden gruplaşan kızların ortak özelliklerini incelemenin işe yarayabileceğini düşünüyorsun.

         Birinci kız grubu, 5 kişiden oluşuyor. Bu gruptaki kızların 4 tanesi oldukça güzel ve gerçekten havalı gözüküyorlar. Diğer grup üyesinin de yüzünde masumane bir güzellik var ama gruptaki öteki kızlar gibi havalı değil, oldukça suskun. Diğerleri şuh kahkahalar atarken bile o sessizce duruyor ama nasıl olduysa kendisini o gruba dahil ettirmeyi başarmış.

         “Herhalde,” diye düşünüyorsun bir filozof gibi ciddiyetle kız grubuna doğru bakarken, “bu kızlar güzelliği ön plana koydular ve güzel kızlar bir grupta birleşti.” Ardından yeni bir gerçek keşfetmenin huzuruyla gülümsüyor, cebinden çıkarttığın kağıda hızla bunu not alıyor ve gözünü diğer kız grubuna çeviriyorsun.

         Diğer kız grubu 6 kişiden oluşuyor ve cam kenarındaki üç sıra boyunca arka arkaya dizilmişler. Bu kızların 5 tanesi normalden daha kilolu kızlardan oluşuyor ve geri kalan bir tanesi de hafif tombul. Hepsi durmadan abur cubur atıştıran, ellerinde su şişeleriyle gezen “ayı balığı” cinsinden kızlar ve pek güzel oldukları söylenemez. Ancak aralarında iki tanesi, hafif tombul olsalar da fazla kilolu değiller, ve çok zorda kalınırsa bu kızlara da çıkma teklif edilebilir. Bu gruptaki kızlar ayrıca durmadan gülüyor, birbirlerine vurup, sınıf içerisinde koşuşturuyor, oldukça çocukça davranıyorlar. Bu kızları birleştiren ortak nokta kilolu ve nispeten çirkin olmaları mıydı, yoksa bu çocukça davranışları mıydı buna tam karar veremiyorsun ve her ikisinin de grubun inşasında çok önemli rol oynamış olabileceğini üzerinde düşünüyorsun.

           Geriye kalan 3 kız ise sınıfın en arka sıralarında oturuyor ve üçü de sınıftaki diğer kızlara göre daha uzun boylu. Bu üçlünün içindeki iki kız oldukça tatlı bir güzelliğe sahip ama diğerinin yüzüne hiçbir erkeğin bakmayacağına iddiaya girilebilir. Bu gruptaki kızlar sürekli alçak sesle konuşuyorlar, birbirlerinin kulaklarına eğiliyorlar ve yüzlerini duvara dönerek gülüyorlar. Hepsi utangaç bir yapıya sahip. Sana göre onları bir araya getiren asıl etmen utangaç olmaları, çünkü başka hiçbir ortak noktaları gözükmüyor, yoksa üzüm üzüme 2 gün baksa da kararıyor mu?!

         Tüm bu bilgileri almış olmana rağmen, hâlâ kafandaki sorulara tam yanıtlar veremiyorsun. Özellikle de kızların neden ve nasıl bu kadar hızlı şekilde birbirlerini seçtiklerini anlayamıyorsun. Okuldan çıkıp eve gittiğinde bile hâlâ bu soruyu düşünüyor ve buna bir anlam vermeye çalışıyorsu. Bu sırada kızları gözlemlemenin oldukça zevkli olduğunu da keşfediyorsun ve ondan sonraki tüm günlerini okulda kız gözlemleyerek geçirmeye karar veriyorsun.

        

* * *

         O günlerde tam olarak çözemediğin bir çok şeyi ilerleyen günlerde hem kız grupları ile samimiyet kurarak hem de hocan Freud’un büyük yardımlarını alarak çözecek ve “Bunu o zaman neden anlayamadım ki?” diyerek kafanı defalarca duvarlara vuracaktın. Sana göre, ergenliğin başlangıç döneminde olan bu kızlar mutlaka ama mutlaka bir grup içerisinde yer almalıydılar, çünkü tek başlarına hayatta kalamayacak kadar güçsüz hissediyorlardı kendilerini. Erkekler karşısında eziklik duyuyorlar ve bir araya gelerek dışarıdan gelecek tehlikelere karşı kendilerini daha da güvende hissetmek istiyorlardı. Gerçekten de erkekler, grup içerisindeki kızlara yanaşamıyor, onları gruptan ayrı yakalamaya çalışıyor ama bunu asla başaramıyorlardı. Tıpkı senin Buse’ye çıkma teklif edeceğin zaman olduğu gibi! Buse de sürekli Dilek’le beraber dolaşarak dışarıdan gelecek tehlikeleri bertaraf edebileceğini sanıyordu. Hem de sana açık açık, “Başkalarının yanında söyleme, tek başınayken çıkma teklif et!” diyerek, gruplaşmanın kızları bu tarz şeylerden koruduğunu daha o zamanlar itiraf etmişti. Sen, bunu neden o zamanlar anlayamadığına yanadur, gruplaşmalarla ilgili gitgide daha önemli bilgilere ulaşıyorsun.

         Gruplaşmanın en önemli nedeninin “korunma içgüdüsü” olduğuna karar verdikten sonra, kız gruplaşmalarını oluşturan diğer etmenlerin üzerinde düşünmeye ve araştırma yapmaya başlıyorsun. Bu sırada sınıftaki erkeklerle neredeyse hiç konuşmuyor ama tüm kız gruplarıyla oldukça samimi pozlar veriyorsun. Artık kızlardan korkmuyor, onlara kolaylıkla yaklaşabiliyorsun, nasıl olsa sen Buse’ye aşıksın ve diğer kızlar senin için yalnızca kobay.

         Kızlarla yakınlaştığın zaman, okula gelmeden önce “Burası iyi lise, kızlar akıllı olabilir…” kaygısından kısa sürede kurtuluyorsun. Her ne kadar seçilerek de gelmiş olsalar, sınıfta bir tek akıllı kız bile yok; hepsi süzme salak!

Ve kız gruplarının içine girdikçe grubu oluşturan en önemli özelliklerin aslında  kızların fiziksel özellikleri değil sahip oldukları toplumsal statü olduğunu hayretle görüyorsun. Sen, kızların geldikleri daha ilk günden gruplaşmalarını ancak fiziksel ortak özelliklerine bağlamıştın ama bunun gerçekle hiçbir alakası yoktu.

Bir grubu oluşturan kızlarının hepsinin maddi durumları birbirine çok yakındı, zengin kızlar bir grupta toplanırken, maddi durumu daha düşük seviyede seyreden kızlar kendilerine başka bir grup oluşturuyorlardı. Hiç konuşmadan yapılmış bir anlaşma vardı ortada ve ne hikmetse kızların tümü bu anlaşmaya uyuyordu. Peki ama okula geldiklerinin daha ikinci günü bu grupları kuran kızlar nasıl tespit etmişlerdi birbirlerinin toplumsal statülerini?

         Yaptığın araştırmalara sonucunda şunu anlıyorsun: Burada yine hiç konuşmadan yapılan bir test söz konusuydu, olay tümüyle bilinçaltında gerçekleşiyordu ve kızlar kendilerine en yakın statü de bulunan kızları seçerek onlara yaklaşıyorlardı. Çünkü toplumsal statü bir insanın tüm davranışlarını etkiliyordu, kızın saçını toplama stilinden, eteğinin uzunluğuna, gülümseme şeklinden okuldaki yürüyüşüne kadar her şeyi ama her şeyi etkiliyordu. Tüm bunları daha sonraki derin gözlemlerin sonucu tespit etmiştin; örneğin babası avukat, doktor gibi normalin biraz üzerinde bir toplumsal statüye sahip olan kızlar, daha hızlı yürüyor, daha rahat gülüyor ve daha çabuk sinirleniyordu. Bilinçaltı onlara, “Sen diğerlerinden üstünsün…” mesajını durmadan yolluyor bunu da babasının sahip olduğu mesleğe bağlıyordu. Aynı şekilde, babası daha alt sosyal sınıflara mensup olan kızlar, çok yavaş yürüyor, kısık sesle konuşuyor, gülüşlerini saklıyor ve canları yansa bile bağıramıyorlardı. Kızların gerçekte hiçbiri bunu bilmiyorlardı ama bilinçaltları bunun farkındaydı, bu nedenle de okula gelir gelmez, doğal seleksiyon gibi gözükmesine rağmen aslında tümüyle kasıtlı bir elemeden geçirerek seçiyorlardı birbirlerini.

         Aksi taktirde bir gruptaki kızların tümünün babasının arabası olmasına rağmen, diğer gruptakilerin tümünün babasının arabaya sahip olmamasını açıklamak mümkün değildi. Kızlar o grubu oluştururken bunu bilmiyorlardı, belki daha sonradan grup içerisindeki konuşmalar sırasında öğrenmiş olabilirlerdi ama başlangıçta bilmiyorlardı, ancak babasının arabası olan kızın davranış şekilleriyle olmayanın davranışı değişik olduğu için, bilinçaltları birbirlerini bu davranış şekillerinden tanıyordu.

         Araba meselesi tek örnek değildi elbette, bu bilgileri tüm kızların ağzından tek tek alana kadar akla karayı seçmiştin, ama sonunda başarmıştın. Bir gruptaki kızların tümü kendi evlerinde otururken, diğer bir gruptakilerin hepsi kirada oturuyordu. Bir gruptaki kızların tümü 3 kardeşken, diğer gruptakilerin hepsi 2 kardeşti. Bunların hiçbirisi tesadüfi olamayacak kadar kesin bilgilerdi ve sen yavaş yavaş anlamaya başlamıştın artık onları bir araya getiren gerçek nedenleri…

* * *

Kızlarla birebir ilişkilerini ve gözlemlerini de fazlasıyla arttırken, çok geçmeden, bu yaşlardaki kızların hoşlandığı şeylerin aslında standart olduğunu keşfediyorsun. Ve bir kızı tavlayabilmek için bunların ne olduklarını mutlaka bilmek gerektiğini düşünmeye başlıyorsun. Defterinin rastgele bir sayfasını açıp kısa başlıklar olarak yazmaya başlıyorsun bunları. Peki neydi bunlar? Kızların hemen hemen hepsi, kendilerine sorulduğunda, müzik dinlemekten, sinemaya gitmekten kitap okumaktan ve gezmekten hoşlandıklarını iddia ediyorlardı.

Ama sana göre bu sadece bir iddiadan ibaretti. Yaptığın araştırmalar açıkça gösteriyordu ki; iddialarının aksine, çoğu kızın son okuduğu kitap Cin Ali‘ydi!

Kızların müzikten kasıtları ise kızın nasıl bir tip olduğunu rahatlıkla gözler önüne serebilecek çok önemli sosyolojik bir ipucuydu. Daha sonra dinledikleri müziklere göre kızları sınıflandıracak ve böylece dinlediği müziğe göre kız tavlamayı başaracaktın ancak daha önce öğrenmen gereken önemli şeyler vardı.

         Her kızın ilgilendiğini söylemesine rağmen, kızlar sanatla, felsefeyle, kültürle gerçekte kesinlikle ilgilenmiyorlardı. Onlar için neredeyse hayat biçimi olan çok farklı şeyler vardı. Gezme, tozma ve dedikodu her kız için inanılmaz derecede önemliydi. Ama klasik olarak hepsi bunlardan nefret ettiklerini söylüyorlardı.

O günlerde ayrıca bunlardan çok daha önemli bir şey keşfediyorsun. Kızlar, senin ve çoğu erkeğin sandığı gibi, yakışıklılığa değil karizmaya önem veriyordu. Yani çok karizmatik bir erkeğin kız tavlama şansı çok yakışıklı bir erkekten yüz kat daha fazlaydı.

Tüm kızlarla ilişkin oldukça sağlamlaştığı sırada keşfediyorsun bunu. Kızlar, kendi aralarında erkeklerden bahsederken, “Çok yakışıklı!” demiyorlar çünkü, “Çok etkileyici!” diyorlar. Yakışıklılık kavramı kızların hemen hemen hiçbirini ilgilendirmiyor. Peki ya Buse’yi? Onu da mı ilgilendir-miyordu yoksa? Bu soru çok canını acıtıyor senin! Ama gerçekten Buse de bir kızdı ve kızlar için yakışıklılık çok da önemli bir şey değildi…  

Peki neden erkekler, kızlarda ilk olarak güzellik ararken, kızlar erkeklerin dış görünüşleri yerine davranışlarına önem veriyorlardı? Bu sorunun cevabını Freud en baştan vermişti; kızlar erkeğin gücünü istiyordu, dış görüntüsünü değil! Çünkü kendilerinin güçsüz olduklarının bilincindeydiler. Kızların ise erkeklere karşı kullanabilecekleri tek koz dış görünüşleriydi! Bunu düşününce, zavallı böcekler gibi gözüktü kızların tümü gözüne!

Paylaş:
  • Print
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Blogplay

Aksam Ebeleri

Yorumlar